Bugün sizlerle yaratıcı yazarlığın belki de en merak uyandırıcı alanlarından biri üzerine yazmak istiyorum.
Görünmeyeni yazmak ve görünmeyeni yazmanın edebiyatta açtığı o ilginç kapı üzerine…
Felsefi kavramların arasında uzun uzun dolaşmayacağız. Onun yerine birlikte birkaç soru soracağız. Biraz hayal edeceğiz. Belki bazı anılarımızı hatırlayacağız.
Yazımın sonunda şu sorunun cevabına yaklaşmaya çalışacağız:
Metafizik kurgu, bir yazarın kaleminde nasıl doğar?
Ayrıca Metafizik kurgu ile Büyülü Gerçeklik alanlarının karıştırılmaması gerektiğini vurgulayacağım.
Büyülü gerçekçilik, olağanüstüyü hayatın içine yerleştirir; metafizik kurgu ise hayatın görünen yüzünün ardında ne olduğunu sorgular. Öncelikle iki farklı kavramın karıştırılmaması gerekmektedir.
Metafizik kurgu, yalnızca hayaletler, ruhlar ya da açıklanamayan olaylar yazmak değil; bana göre bir soruyla başlar:
“Ya gördüğümüz dünya, sandığımızdan daha fazlasıysa?”
AYNI DÜNYAYA MI BAKIYORUZ?
Şimdi sizden küçük bir şey isteyeceğim. Bulunduğunuz yere şöyle bir bakın.
Şimdi içinizden bir cevap verin. Buraya gelirken dikkatinizi çeken ilk şey neydi? Bir an için düşünün.
Aynı yerden geçen yüz kişi, yüz farklı ayrıntı görür. Çünkü biz dünyayı yalnızca gözlerimizle görmeyiz.
Hafızamızla görürüz. Geçmişimizle… Korkularımızla…Özlemlerimizle…Hayallerimizle… Bazen henüz açıklayamadığımız sezgilerimizle…
İşte yaratıcı yazarlık tam burada devreye girer.
Yazar, herkesin gördüğü dünyaya bakar. Sonra kendine şu soruyu sorar:
“Benim görmediğim ne var?”
İşte görünmeyeni yazmak burada başlar. Metafizik kurgu da belki tam olarak bu sorunun biraz daha ileri götürülmüş hâlidir. Yazar yalnızca “Bu ne?” sorusunu sormaz. Bir soru daha sorar:
“Gördüğüm şey gerçekten sadece bu mu?”
BİR AĞACIN ÖNÜNDE DURAN KADIN
Şimdi size küçük bir hikâye anlatacağım.
Bir kadın düşünün. Her sabah evinden çıkıyor. Aynı sokaktan geçiyor. Aynı fırının önünden yürüyor. Aynı köşeyi dönüyor. Ve her gün, tam aynı yerde duruyor. Bir ağaca bakıyor. Bir dakika bekliyor. Sonra yoluna devam ediyor. Şimdi size soruyorum:
Bu kadın neden her gün o ağacın önünde duruyor olabilir?
Belki birini orada bekliyordur. Belki ağacın altında yaşanmış bir şeyi hatırlıyordur. Belki çocukluğundan beri o ağacı tanıyordur. Belki o ağaç onun için geçmişten kalan bir işarettir.
Şimdi bir ihtimal daha ekleyelim.
Ya kadın…
Ağacın ona baktığını düşünüyorsa?
İşte burada hikâye değişmeye başlıyor. İlk ihtimallerde psikolojik, duygusal ya da geçmişe ait bir hikâye kuruyoruz. Son ihtimalde ise gerçekliğin sınırı hafifçe yer değiştiriyor.
Ağaç gerçekten ona bakıyor mu? Kadın mı öyle düşünüyor? Yoksa yazarın henüz bize söylemediği başka bir gerçek mi var? İşte metafizik kurgu çoğu zaman tam burada devreye girer.
Gerçekliğin ortasında küçük bir çatlak açar ancak o çatlağı hemen açıklamaz.
Okuru o soruyla baş başa bırakır.
METAFİZİK KURGU NEDİR?
Metafizik kurgu, en basit hâliyle, gördüğümüz ve bildiğimiz gerçekliğin sınırlarını sorgulayan kurmaca alanıdır.
Burada önemli bir nokta var. Metafizik kurgu yalnızca olağanüstü olaylar anlatmak değildir. Bir hikâyede tuhaf bir şey olması, o hikâyeyi otomatik olarak metafizik kurgu yapmaz. Asıl soru şudur:
Olağanüstü ya da açıklanamayan unsur, bize neyi sorgulatıyor?
Gerçekliği mi? Zamanı mı? Bilinci mi? Hafızayı mı? Sezgiyi mi? Kaderi mi? Bir insanın kendisini ne kadar tanıdığını mı?
İşte metafizik kurgu bu soruların arasında dolaşır.
Bir karakter rüya görür. Bu tek başına metafizik kurgu değildir. O rüya karakteri, gerçeklik algısını sorgulamaya götürürse… İşte orada başka bir kapı açılır. Bir insan bir şeyi sezebilir. Bu da tek başına metafizik değildir. Karakterin sezdiği şey, bilincin sınırlarını sorgulatmaya başlarsa… Hikâye başka bir boyut kazanır.
Bir mekânda açıklanamayan bir olay yaşanabilir. Asıl mesele olayın kendisi değildir. Asıl mesele şudur:
Bu olay, insanın dünyaya bakışını değiştiriyor mu? Metafizik kurgu için önemli olan budur.
METAFİZİK KURGU “BELKİ” KELİMESİNİ SEVER
Şimdi size bir soru sorayım:
Bir hikâyede her şeyin sonunda açıklanmasını ister misiniz?
Kim “Evet, sonunda bütün gizemler çözülmeli.” diyor?
Peki…
Kim bazı şeylerin gizem olarak kalmasını seviyor?
İşte metafizik kurgu tam da ikinci alanı çok sever. Kurgu bazen cevaptan çok soruyla ilgilenir. Bir kapı açılır; arkasını görmeyiz.
Bir ses duyulur. Ama kime ait olduğunu öğrenemeyiz.
Bir karakter bir şey hisseder. Bunun gerçekten sezgi mi, tesadüf mü olduğunu bilemeyiz. Yazar bazen en doğru şeyi yapar:
Susar…
Yazarın sustuğu yerde okurun hayal gücü konuşmaya başlar. Metafizik kurgunun en sevdiği kelimelerden biri “Belki…” dir.
Belki gerçekten öyleydi. Belki değildi. Belki karakter yanılıyordu. Belki biz yanılıyoruz. Belki gerçeklik düşündüğümüz kadar kesin değildir.
RÜYALAR: GERÇEKLİĞİN SINIRINDA
Şimdi rüyalardan söz edelim. Hepimiz rüya görüyoruz.
Rüyalarımızda hiç gitmediğimiz yerlere gidebiliyoruz. Hiç tanımadığımız insanlarla konuşabiliyoruz. Çocukluğumuza dönebiliyoruz. Zamanın dışına çıkabiliyoruz. Rüyanın içindeyken bütün bunlar bize son derece gerçek geliyor. Sonra uyanıyor ve diyoruz ki:
“Rüyaymış.”
Burada ilginç bir soru var:
Rüya gerçek değilse, neden duygusu gerçek?
Neden rüyada korktuğumuzda kalbimiz gerçekten hızlanıyor? Neden bir rüyada ağladığımızda, uyandığımızda bile o hüznü taşıyoruz? Neden bazı rüyaları yıllar geçse de unutamıyoruz? Bir rüya gerçekten bir işaret mi? Yoksa yalnızca zihnin kendi hikâyesi mi? Bilinçaltının sesi mi? Yoksa henüz anlayamadığımız başka bir şey mi?
İşte metafizik kurgu burada devreye girebilir. Metafizik kurgu bütün bu ihtimalleri aynı hikâyenin içinde yaşatabilir.
BİR RÜYA HİKÂYESİ
Şimdi size küçük bir hikâye anlatacağım.
Bir kadın her gece aynı rüyayı görüyor. Eski bir ev… Uzun bir koridor… Koridorun sonunda kapalı bir kapı… Kapının önünde kırmızı bir sandalye… Kadın her gece o kapının önüne kadar geliyor. Ama kapıyı açamıyor. Bir gece… İlk kez kapının koluna dokunuyor. Kapıyı açıyor. Ve içeride kendi çocukluk hâlini görüyor. Çocuk ona bakıyor. Ve yalnızca şunu söylüyor:
“Neden bu kadar geç kaldın?”
Şimdi size soruyorum:
Bu çocuk sizce neyi temsil ediyor?
Geçmişi mi? Unuttuğu bir şeyi mi? Kaybettiği cesareti mi? Çocukluğunu mu? Yoksa…
Gerçekten açıklayamadığımız başka bir şeyi mi?
İşte metafizik kurgu burada güçlenir ve tek bir görüntüden birçok farklı anlam doğurabilir. Yazar hemen birini seçmek zorunda değildir. Bazen en güçlü şey, bütün ihtimalleri aynı anda yaşatmaktır.
GÜNDELİK HAYATIN İÇİNE AÇILAN ÇATLAK
Metafizik kurgu her zaman büyük olaylarla gelmez. Bazen çok küçük bir ayrıntıyla başlar.
Bir saat…
Bu saat yalnızca belirli bir kişinin yanında duruyor.
Bir çocuk…
Hiç görmediği bir evi bütün ayrıntılarıyla çiziyor.
Bir kadın…
Rüyasında gördüğü bir sokağı ertesi gün gerçekten buluyor.
Bir adam…
Aynaya baktığında yansımasının kendisinden bir saniye sonra hareket ettiğini fark ediyor.
Şimdi size soruyorum: Hangisi sizi daha çok meraklandırdı?
Bakın… Henüz büyük bir olay olmadı. Hiçbir şey yazar tarafından açıklanmadı. Buna rağmen zihnimizde hemen bir soru oluştu:
“Neden?”
İşte hikâye çoğu zaman tam burada başlar. Metafizik kurgu da gündelik hayatın içine böyle girer. Büyük kapılar açarak değil, küçük bir çatlak bırakarak.
KÜÇÜK BİR HİKÂYE KURALIM
Şimdi birlikte bir hikâye oluşturalım. Size üç kelime vereceğim. İlk dikkatinizi çeken kelimeyi seçin:
Anahtar…Mektup…Saat… Hangisi?
Diyelim ki “anahtarı” seçtik.
Bir kadın yıllardır çantasında bir anahtar taşıyor. Hangi kapıyı açtığını bilmiyoruz. Şimdi size soruyorum:
Sizce neden bu anahtarı hâlâ yanında taşıyor?
Belki eski bir evin anahtarı. Belki çocukluğundan kalan bir kapının. Belki artık var olmayan bir evin. Belki hiç açmadığı bir kapının… İşte görünmeyeni yazmak burada başlıyor. Bir anahtar görüyoruz. Asıl hikâye anahtarın kendisinde değil.
Onun taşıdığı görünmeyen anlamda.
Sonra hikâyeye küçük bir metafizik unsur ekleyelim.
Kadın yıllar sonra hiç bilmediği bir şehirde yürürken bir kapının önünde duruyor. Çantasındaki anahtarın o kapıya ait olduğunu fark ediyor. Şimdi ne oldu?
Hikâye bir anda başka bir yere gitti.
Kadın bu kapıyı nereden biliyor? Anahtar ona nasıl geldi? Bu bir tesadüf mü?
Bir rüya mı? Geçmişle ilgili unutulmuş bir şey mi? Yoksa zaman ve gerçeklik hakkında henüz bilmediğimiz bir şey mi var? İşte metafizik kurgu…
Bir sorunun içine başka bir soru yerleştirebilmektir.
SEZGİ
Şimdi başka bir görünmeyen alana bakalım: Sezgiye.
Hepimizin yaşadığı ama çoğu zaman açıklayamadığı o tuhaf hislere… Bir insanla karşılaşırsınız. Size hiçbir şey yapmamıştır. İçinizden bir ses:
“Bu insana dikkat et.” der.
Ya da tam tersi…
Hiç tanımadığınız birine karşı açıklayamadığınız bir güven duyarsınız. Bazen telefon çalmadan önce kimin arayacağını düşünürsünüz. Bazen bir yere gitmekten son anda vazgeçersiniz. Nedenini bilmezsiniz.
Yazar için bütün bunlar çok değerlidir. Sezgi, hikâyede görünmeyenin ilk sesi olabilir.
Bu gerçekten bir sezgi mi? Karakterin geçmiş deneyimleri mi? Bilinçaltı mı? Tesadüf mü? Yoksa başka bir şey mi?
İşte hikâyenin büyüsü bu sorunun açık kalmasındadır.
METAFİZİK KURGU VE GERÇEKLİK
Metafizik kurgu aslında okuru başka bir dünyaya götürmek zorunda değildir. Bazen en etkili metafizik hikâye, tam da bizim yaşadığımız dünyada geçer.
Aynı sokaklarda… Aynı evlerde… Aynı odalarda…
Neden mi? Çünkü olağanüstü olanın sıradan hayatın içine girmesi, bizi daha çok etkiler.
İşte metafizik kurgu bu sorunun çevresinde dolaşır.
METAFİZİK KURGU VE KORKU AYNI ŞEY DEĞİLDİR
Burada küçük ama önemli bir ayrım yapmak istiyorum. Metafizik kurgu, korku kurgusu olmak zorunda değildir. Elbette metafizik unsurlar korku yaratabilir. Bilinmeyen şeyler çoğu zaman insanı ürkütür. Bazen merak uyandırır. Bazen hayranlık. Bazen şaşkınlık. Bazen huzursuzluk. Bazen de insanın kendisine dönmesine neden olur. Metafizik kurgu aslında şunu sorar:
“Sen dünyayı gerçekten ne kadar tanıyorsun?”
İşte size daha zor bir soru:
“Kendini ne kadar tanıyorsun?”
Metafizik kurgu yazarken yazarın en büyük sınavlarından biri şudur:
Her şeyi açıklamaya çalışmamak. Çünkü bazen açıklama, gizemi öldürür.
Bir kapı düşünün.
Yazar kapıyı gösterebilir.
Kapının önünde bir karakter yaratabilir. İçeriden bir ses duyurabilir. Kapının arkasını göstermek zorunda değildir.
Okur o kapının arkasında kendi hikâyesini kurmaya başlar. İşte o zaman hikâye yalnızca yazarın hikâyesi olmaktan çıkar.
Okurun da hikâyesi olur.
METAFİZİK KURGU YAZMAK İÇİN NEREYE BAKMALIYIZ?
Belki de en önemli soru bu. Metafizik kurgu yazmak isteyen bir yazar nereye bakmalı? Uzaklara mı? Başka dünyalara mı? Bilinmeyen evrenlere mi?
Bana göre önce kendisine bakmalı.
Kendi görünmeyenlerine…
Unutamadığı bir rüyaya… Açıklayamadığı bir tesadüfe…Nedensizce sevdiği bir mekâna… Yıllar sonra bile hatırladığı bir duyguya… Bir eşyanın neden hâlâ kendisi için önemli olduğuna…Bir anın neden zaman zaman geri döndüğüne… Yazarın en özgün malzemesi çoğu zaman dışarıda değildir.
İçeridedir.
Herkes yağmuru görür. Fakat herkes aynı yağmuru yaşamaz. Herkes bir evin önünden geçer. Herkes o evin kapısının neden kendisini çağırdığını düşünmez.
Yazar düşünür. Durur. Bakar.
“Burada benim görmediğim ne var?”
SON BİR SORU
Şimdi size son bir soru sormak istiyorum. Sadece içinizden cevaplayın.
Sizin görünmeyeniniz nedir?
İşte iyi hikâyeler bazen tam burada saklanır. Büyük olayların içinde değil. İnsanın kimseye göstermediği yerde.
Yazarın görevi onu olduğu gibi anlatmak değildir.
Onu dönüştürmektir. Bir karaktere vermektir. Bir mekâna saklamaktır. Bir rüyaya bırakmaktır. Bir eşyanın içine yerleştirmektir.
Bazen de…
Tek bir cümleyle okura hissettirmektir.
SONUÇ: GÖRÜNMEYENİN KAPISINDA
Konuşmaya bir soruyla başlamıştık:
“Ya gördüğümüz dünya, sandığımızdan daha fazlasıysa?”
Belki bu sorunun cevabını bulmadık. Zaten bulmak zorunda da değiliz. Metafizik kurgu kesin cevaplardan çok, ihtimalleri sever.
Bazen hikâyenin en güçlü yeri, anlatılmayan yerdir.
Metafizik kurgu bize başka bir dünyaya kaçmayı öğretmez. Bence tam tersine… Aynı dünyaya daha dikkatli bakmayı öğretir.
“Ya burada gördüğümden daha fazlası varsa?”
İşte yaratıcı yazarlıkta görünmeyeni yazmak belki tam da budur. Görünmeyeni açıklamak değil… Onun varlığını hissettirmek. Okura bütün cevapları vermek değil… Ona yeni sorular bırakmak. Bir hikâye, cevap bulduğumuz anda değil…
Soruyu artık unutamadığımız anda başlar. Metafizik kurgu da tam olarak o anda doğar. Görünen dünyanın bittiği yerde değil…
Görünen dünyanın arkasında başka bir ihtimal olabileceğini düşündüğümüz yerde.
Sevgi ile kalın...
