Nihayet bahar geldi. Uzun, soğuk ve gri bir kışın ardından güneş yüzünü gösterdi; sanki sadece gökyüzünü değil, içimizi de aydınlattı. Aylar boyunca üzerimize çöken o ağırlık, yerini hafif bir esintiye bıraktı.
Kışın sertliği, insanı içine kapatan bir taraf taşır. Sabahları karanlıkta uyanmak, erken çöken akşamlarla günü kısa yaşamak, doğanın suskunluğuna tanıklık etmek… Tüm bunlar birikerek ruhumuzda görünmez bir yorgunluk yaratır. Günler birbirine benzer, zaman akıyor gibi değil de sanki sürükleniyormuş gibi hissedilir. Ama bahar, tam da bu yorgunluğun en derin olduğu anda gelir. Bir sabah pencereyi açarsınız ve hava farklıdır. Daha ılık, daha umutlu. Kuş sesleri daha belirgindir, rüzgâr daha nazik. İçinizde açıklayamadığınız bir ferahlık belirir.

Toprağın uyanışı en çok da insanı etkiler. Çatlakların arasından başını uzatan küçük bir yeşil filiz, aslında sadece bir bitki değildir; yeniden başlamanın simgesidir. Ağaçların dallarında beliren tomurcuklar, sabrın ödülüdür. Doğa, kış boyunca içine çektiği yaşamı şimdi cömertçe geri verir. Sanki bize şunu hatırlatır: Her şeyin bir zamanı vardır ve hiçbir durgunluk sonsuza kadar sürmez.
Eski bir şarkı vardır:
Bir ilkbahar sabahı
Güneşle uyandın mı hiç?
Çılgın gibi koşarak
Kırlara uzandın mı hiç?
Bir his dolup içine
Uçuyorum sandın mı hiç?

İşte şairin dizelere döktüğü o tarifsiz duygu, aslında hepimizin içinde bir yerlerde saklıdır. Belki çocukken daha sık hissederdik; bir sabah hiçbir sebep yokken mutlu uyanmayı, koşmak istemeyi, gökyüzüne bakıp sebepsizce gülümsemeyi… Yıllar geçtikçe unuttuğumuz bu duyguyu bahar yeniden hatırlatır. İçimizde hâlâ o coşkunun var olduğunu fısıldar.
Baharın gelişiyle birlikte şehir de değişir. Parklar, sahiller dolmaya başlar, balkonlar yeniden açılır, pencereler daha uzun süre açık kalır. İnsanlar daha çok yürür, daha çok durur, daha çok bakar etrafına. Kafelerde oturanların yüzü güneşe döner, sohbetler uzar, kahkahalar biraz daha yüksek çıkar. Sanki herkes, farkında olmadan, hayata yeniden karışır.

Ve belki de en önemlisi, bahar insanın iç dünyasında bir kapı aralar. Uzun süredir ertelenen kararlar, başlanamayan işler, kurulmaktan vazgeçilen hayaller yeniden gündeme gelir. İçimizde bir ses “şimdi” der. Tam da şimdi. Çünkü doğa yeniden başlıyorsa, insanın da kendine bir şans vermesi için bundan daha iyi bir zaman yoktur.
Bahar aynı zamanda bir hatırlayıştır. Kendimizi, geçmişimizi, hayallerimizi… Unuttuğumuz duyguları, ertelediğimiz umutları yeniden çağırır. Belki de bu yüzden, en küçük değişim bile büyük bir anlam taşır bu mevsimde. Bir çiçeğin açışı, bir sabahın aydınlığı, hafif bir rüzgâr… Hepsi bize yaşadığımızı hissettirir.

Belki de bu yüzden bahar, sadece bir mevsim değil; bir duygudur. Yenilenmenin, umudun ve hafifliğin duygusu. Kışın bize öğrettiği sabırla, baharın getirdiği cesareti birleştiren o ince çizgide yürürüz. Ve fark ederiz ki, her karanlık dönemin ardından mutlaka bir aydınlık gelir.
Nihayet bahar geldi. Ve belki de en çok ihtiyacımız olan şey, tam da buydu. Şimdi, derin bir nefes alıp o taze havayı içimize çekme zamanı. Şimdi, yeniden başlama zamanı.
Adem Canözer
