KALEMİN HAFIZASI – 2 Sessizliği Yazabilir misiniz?

KALEMİN HAFIZASI – 2 Sessizliği Yazabilir misiniz?

“Sessizlik, konuşmanın bittiği yer değil; bazen duygunun kelimelere sığmadığı yerdir.”

Bir insanın sustuğunu nasıl anlarsınız? Konuşmadığı için mi?

Oysa bazı insanlar konuşurken de susar. “İyiyim” der ve gözlerini kaçırır.

“Önemli değil” der ama sesindeki kırılma tam tersini söyler.

“Sen bilirsin” der; o iki kelimenin içinde koca bir kırgınlık taşır.

Bazen insanın asıl cümlesi, ağzından çıkan değil, söylemekten vazgeçtiği kelimelerdir.

Belki de bu yüzden edebiyat yalnızca sözcüklerle ilgilenmez. Sözcüklerin sustuğu yerle de ilgilenir. Çünkü hayat her zaman açıklanabilecek kadar düzenli değildir. Bazı acılar anlatılamaz, bazı özlemler tarif edilemez. Bazı duyguların ise adı vardır ama kelimesi yoktur.

Edebiyatın gücü biraz da burada başlar:

Görülmeyeni görünür kılmakta.

Bir yazarı farklılaştıran şey yalnızca güzel cümleler kurması değildir. İyi bir yazar, okurun hayal gücüne güvenir.

Her ayrıntıyı açıklamaz. Her duygunun adını koymaz. Bazen yalnızca küçük bir iz bırakır ve geri çekilir.

Bir karakterin yıllardır sakladığı mektubu atamaması, “Onu hâlâ seviyordu,” cümlesinden daha fazla şey anlatabilir.

Bir kadının eski bir eşyayı çöpe atmak için kapıya kadar götürüp geri getirmesi, geçmişinden kopamadığını söylemeden de anlatabilir.

Bir adamın yıllar sonra karşılaştığı birine yalnızca “Çok değişmişsin,” demesi, belki “Seni özledim,” cümlesinden daha ağırdır.

Çünkü okur, kendisine bırakılan boşluğu doldurur. O boşluğa kendi hayatından bir parça bırakır.

İşte metin o zaman yalnızca yazarına ait olmaktan çıkar. Yazarken bazen kendimize şu soruyu sormamız gerekir:

“Bunu gerçekten söylemem gerekiyor mu?”

Belki karakter ağlamamalıdır.

Belki “Gitme” dememelidir.

Kapı kapandıktan sonra birkaç saniye yerinden kıpırdamamalıdır.

Belki özlediğini söylememelidir.

Çünkü insan her zaman duygusunu doğrudan yaşamaz. Bazen onu saklar.

Bazen başka bir davranışın içine gizler.

Edebiyat da o gizli yerleri bulduğunda derinleşir.

Sessizlik yalnızca bir karakterin susması değildir. Bir evde artık kimsenin kullanmadığı bir oda da sessizliktir.

Gönderilmeyen bir mektup, açılmayan bir telefon, masada fazladan duran bir tabak.

Bütün bunlar bir hikâye anlatabilir.

Eşyaların da hafızası vardır. Mekânların da.

İnsanların dokunduğu şeyler, onların yokluğunda bile bir şey söylemeye devam eder.

Yazarın görevi bazen o sesi duymaktır. Belki de yazarlığın en zor taraflarından biri budur:

Her şeyi anlatma isteğine direnmek.

Çünkü yazdıkça açıklamak isteriz. Okurun anlamayacağından korkarız.

Oysa okur, düşündüğümüzden daha sezgiseldir. Ona biraz alan bıraktığımızda hikâyeyi kendi hayatından bir parçayla tamamlar.

Kendi annesini koyar karakterin yerine, kendi odasını yerleştirir romandaki mekâna, kendi vedasını hatırlar, söyleyemediği cümleleri bulur.

İşte o zaman bir yazarın cümlesi, bir okurun hatırasına dönüşür.

Edebiyatın en güzel taraflarından biri belki de budur:

Yazarın yaşadığı duygunun, okurun hafızasında başka bir hayata dönüşmesi.

Bu nedenle bir metni bitirdiğimizde yalnızca “Ne eksik?” diye bakmamalıyız.

Bazen daha zor bir soru sormalıyız:

“Fazla olan ne?”

Hangi cümleyi çıkarsam karakter daha çok konuşacak?

Hangi açıklamayı silsem duygu daha görünür olacak?

Nerede susarsam okur daha çok hissedecek? Bazen metnin gücü eklediklerimizde değil, geride bıraktığımız boşluklardadır.

Ve o boşluk boş değildir. Okurun hayaliyle dolar.

Belki de iyi yazarlığın inceliklerinden biri, okura her şeyi söylememeyi öğrenmektir.

Bir hikâyenin en güçlü cümlesi her zaman yazılan değildir.

Bazen bir bakıştır. Bir sessizliktir. Bazen yarım bırakılmış bir cümle. Bazen kapının kapanma sesidir.

İşte yazarın işi tam burada başlar.

Söyleneni duymak değil yalnızca; söylenmeyeni duyurmak.

İnsanın içinde dile gelmeyen çok şey vardır.

Belki edebiyat, onların dünyadaki en güzel sığınağıdır.

Öyleyse soruyu yeniden soralım:

Sessizliği yazabilir misiniz?

Belki cevabı bir cümlede aramamalıyız.

Belki bazen iyi bir yazarın yapabileceği en doğru şey, kalemi tam zamanında durdurmaktır.

Çünkü edebiyat yalnızca kelimelerin sanatı değil, susabilmenin de sanatıdır.

Bazı hikâyeler kelimeler sustuğunda başlar.

İşte bu yüzden:

Bir hikâyenin en güçlü cümlesi, hiç yazılmamış olandır.

Ayşe Manav

Ayşe Manav

Yazar Ayşe Manav

İzmir'de dünyaya gelmiştir. Önce Vatan Gazetesi, Yeni Çağrı Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapmıştır. Azerbaycan Almaz Edebiyat Dergisi...[Devamını oku]
Başatılı bir şekilde üye oldunuz First Magic | Dijital Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi
Great! Next, complete checkout to get full access to all premium content.
Tekrar hoş geldiniz! Başarılı şekilde giriş yaptınız.
Giriş yapılamıyor. Lütfen tekrar deneyin.
Success! Your account is fully activated, you now have access to all content.
Error! Stripe checkout failed.
Success! Your billing info is updated.
Billing info update failed.