
29 Ekim, bir milletin kendi kaderini kendi ellerine aldığı gündür.
29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi. Bu yalnızca bir yönetim biçiminin değişmesi değildi. Cumhuriyet; özgürlüğün, eşitliğin, bağımsızlığın ve millet iradesinin teminatı olarak bu topraklarda yeni bir başlangıcın adı oldu.
Cumhuriyet, her çocuğun umutla geleceğe bakabilmesi, her insanın özgürce yaşayabilmesi, kadınların ve erkeklerin hayatın her alanında eşit haklara sahip olabilmesi demektir.
Bugün gökyüzünde dalgalanan bayrağımızda, çocuklarımızın gülüşünde, gençlerimizin hayallerinde ve bu ülkenin geleceğine duyduğumuz inançta Cumhuriyet’in ışığı var.
Cumhuriyet bize bırakılmış sıradan bir miras değil; her neslin koruması, yaşatması ve daha ileriye taşıması gereken büyük bir emanettir.
29 Ekim sabahıydı.
Sokaklar henüz sessizdi. Evlerin pencerelerinde bayraklar dalgalanıyor, günün ilk ışıkları yavaş yavaş şehrin üzerine düşüyordu.
Küçük çocuk, elindeki bayrağı sımsıkı tutarak dedesinin yanına geldi.
“Dede, bugün neden herkes bayrak asıyor?” diye sordu.
Dedesi gülümsedi. Bir süre bayrağa baktı, sonra torununun elini tuttu.
“Çünkü bugün Cumhuriyet Bayramı.”
Çocuk merakla sordu:
“Cumhuriyet ne demek?”
Dedesi derin bir nefes aldı.
“Cumhuriyet,” dedi, “senin bugün özgürce soru sorabilmen demek. Okuyabilmen, hayal kurabilmen, istediğin geleceğin peşinden gidebilmen demek.”
Çocuk bayrağa baktı.
“Peki bu bayrak neden bu kadar önemli?”
Dedesi bayrağı onun elinden aldı. Özenle katladı ve yeniden küçük ellerine bıraktı.
“Çünkü bu bayrak,” dedi, “bize kolay gelmedi.”
Sonra sustu.
Belki yıllardır içinde taşıdığı anılar gözlerinin önünden geçti. Cepheler, yokluklar, bekleyen anneler, evlatlarını uğurlayan babalar… Ve bütün bu acıların içinden doğan büyük bir umut…
“Bir gün,” dedi dedesi, “bu topraklarda yaşayan herkes kendi geleceğine sahip olsun diye büyük bir mücadele verildi. Ve 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi.”
Çocuk sessizce dinliyordu. “Bunu kim yaptı dede?” Dedesi bu kez hiç düşünmeden cevap verdi:
“Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu vatan için mücadele eden kahramanlarımız…”
Çocuk bayrağı daha sıkı tuttu.“Ben de Cumhuriyet’i koruyabilir miyim?”
Dedesi gülümsedi.
“Sen iyi okuyarak, güzel bir insan olarak, vatanını ve bayrağını severek koruyacaksın. Cumhuriyet sadece büyüklerin değil, senin de emanetin.”
O sabah çocuk bayrağı evlerinin penceresine astı.
Bayrak rüzgârda dalgalanırken dedesi uzun uzun baktı.
Belki de o an bir kez daha anladı…Cumhuriyet, yalnızca 29 Ekim’de kutlanan bir bayram değildi.
Cumhuriyet; bir çocuğun gözlerindeki umut,
bir annenin geleceğe güveni,
bir gencin hayalleri,
bir kadının özgürlüğü,
bir milletin kendi kaderine sahip çıkmasıydı.
Ve bugün, aradan 103 yıl geçmiş olsa da o emanet hâlâ ellerimizde.
Bize düşen, onu yalnızca sözlerle değil, davranışlarımızla da yaşatmak.
Çünkü bazı emanetler vardır; zaman geçtikçe değerini kaybetmez, aksine daha da kıymetlenir. Bazı emanetler nesilden nesile, kalpten kalbe taşınır.
Cumhuriyet bizim için dünün emaneti, bugünün değeri, yarının umududur.
Bu yüzden 29 Ekim geldiğinde yalnızca bir bayramı kutlamıyorum.
Kalbimde Atatürk’e bir kez daha teşekkür ediyor, Cumhuriyet’e bir kez daha sarılıyor, bayrağımıza bir kez daha sevgiyle bakıyorum.
Çünkü biliyorum ki bazı sevdaların tarifi yoktur. Cumhuriyet de benim için böyle bir sevda…
İyi ki Cumhuriyet.
İyi ki Atatürk.
İyi ki bu güzel vatan.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Cumhuriyetimizin kurulması için mücadele eden tüm kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
Bugün bayrağımıza bakarken yalnızca geçmişi değil, çocuklarımızın geleceğini de düşünelim.
Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun.
Nice 29 Ekimlere…
Bayrağımız göklerde, Cumhuriyetimiz sonsuza dek yaşasın. 🇹🇷❤️🇹🇷
Sevgi ve saygıyla
Burçin Özkan
