19 Mayıs - İnanç ve Planlama Başarısı

19 Mayıs - İnanç ve Planlama Başarısı

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN TAM BAĞIMSIZLIK ANLAYIŞI

Mustafa Kemal Diyor ki:

Biz Barış istiyoruz dediğimiz zaman, tam bağımsızlık istiyoruz dediğimizi herkesin bilmesi gerekir. Bunu istemeye hakkımız ve kudretimiz vardır.

Peki nedir tam bağımsızlık:

Tam bağımsızlık demek, elbette siyaset, maliye, ekonomi, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve özgürlük demektir.

Peki Türk Milleti olarak bugün tam bağımsız olduğumuzu iddia edebilir miyiz? Elbette Hayır.

Bizim Atatürk çizgisinde Türk Milliyetçileri sıfatıyla yegâne görevimiz işte bu tam bağımsızlığın mücadelesini vermektir. Bütün şifreler bu iki kelimede yatmaktadır: TAM BAĞIMSIZLIK

Bize sayınız yetmez, azsınız, %3 %5'siniz diyorlar. Peki soruyorum izinden gittiğimiz, feyz aldığımız Mustafa Kemal Paşa kaç kişiydi Bu yola tek başına çıkmadı mı?

ANADOLU'YA GEÇİŞ FİKRİ NASIL BAŞLIYOR

Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'ndan mağlup ayrılınca 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi'ni imzalamak ve ağır şartlarını kabul etmek zorunda kalmıştı. Aynı tarihte de Yıldırım Orduları Komutanı Liman Von Sanders görevi Mustafa Kemal'e devrederek bölgeden ayrıldı. Yani mütarekenin imzalandığı gün Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'na atandı. Osmanlı Genelkurmay Başkanlığı Mustafa Kemal'e ilk olarak ordunun Suriye'nin kuzeyine çekilerek mütareke şartlarına uyulması ve şartların yumuşatılabilme olasılığını sormuştur. Mustafa Kemal Paşa ise emrindeki komutanlara mütareke şartlarının uygulanması halinde çok daha ağır şartlarla karşılaşılacağını, özellikle Toros Tünellerinin bırakılmasının hayati bir hata olacağını, buranın elde tutulması gerekliliğini belirtmiş, terhis işlemlerinin geçiştirilmesini ve geciktirilmesini istemiştir.

Mustafa Kemal Paşa, 6 Kasım 1918 tarihli telgrafında dönemin sadrazamı Ahmet İzzet Paşa'ya hitaben; Mütareke şartları arasında anlaşmazlıkları giderecek tedbirler alınmadan, orduların terhis edilmesi ve İngilizlerin her dediğine boyun eğilmesi durumunda İngiliz ihtiraslarının önüne geçmeye imkân olmayacağını bildiriyordu. Aynı zamanda Mustafa Kemal Paşa Adana'dan İstanbul'la yaptığı yazışmalarda Ahmet İzzet Paşa'dan Harbiye Nazırlığının kendisine verilmesini istemiş ancak bu talep Ahmet İzzet Paşa tarafından kabul edilmemiştir.

Ahmet İzzet Paşa, Mustafa Kemal Paşa'ya gönderdiği 6 Kasım 1918 tarihli telgrafı ile İstanbul'daki İngiliz Amirali Calthorpe'un, İskenderun ve çevresinin mukavemetsiz teslim edilmesi istediğini bildirdi. İngilizlerin aşırı istekleri karşısında direnmekten yana olan Mustafa Kemal Paşa ise, emri altındaki kuvvetlerin takviye edilmesi halinde tüm felaket ve sıkıntılara rağmen, Türk milletinin sesini duyurmanın mümkün olabileceğini ifade ediyordu. Diğer taraftan hükümet üzerinde İngiliz baskısının giderek artması, Ahmet İzzet Paşa'nın Mustafa Kemal Paşa'ya mütarekenin uygulanması yolunda gönderdiği telgraflarının sıklaşmasına sebep oldu. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa, İngilizlerin İskenderun'da karaya asker çıkarmaları halinde mukavemet edileceğini ifade ettikten sonra, 5 Kasım tarihinde maiyetindeki birlik komutanlarına verdiği gizli emrinde gerekirse silahla karşı koyabileceklerini de bildirmişti.

Halbuki Osmanlı hükümeti, işgalcilere -özellikle İngilizlere- karşı sert davranılmasını sakıncalı görüyor; onlara karşı hoşgörülü olmanın barış konferanslarında Osmanlı Devleti lehine bazı çıkarlar sağlanmasına hizmet edeceğini düşünüyordu. Nitekim, Ahmet İzzet Paşa, protestolarla bu baskıların belki azaltılabileceği kanaatinde idi. İngilizler ise bu sırada Halep taraflarındaki kuvvetlerine erzak nakledebilmek için İskenderun yolunu kullanmakta ısrar ediyordu. Ahmet İzzet Paşa, İngilizlerin bu yolu kullanmalarını müsait karşılarken, Mustafa Kemal Paşa buna karşı çıkıyor ve İngilizlerin asıl maksadının VII. Ordunun geri çekilme yollarını kesmek olduğunu belirttikten sonra, İngilizler lehine verilecek emirlerin hiçbirini yerine getirmeyeceğini ifade ediyordu. Paşa, eğer bu tutumu hükümet tarafından hoş görülmez, İngilizler lehine kararlar verilirse, yerine başka bir komutanın tayin edilmesini istiyordu. Nitekim, yukarıdaki gelişmelerden endişe duyan Harbiye Nezareti bunun bir problem haline gelmesini önlemek amacıyla 7 Kasım 1918 tarihinde Yıldırım Ordular Grubu ile VII. Ordu karargâhını lağvetti. Mustafa Kemal Paşa ise Harbiye Nezareti emrine verildi ve İstanbul'a çağrıldı. 9 Kasım tarihinde de İngilizler İskenderun'u mukavemetsiz bir şekilde teslim aldı. Bunun üzerine Paşa, emrindeki birlikleri II. Ordu komutanı Nihat Paşa'ya terk ederek aynı günün akşamı Adana'dan trenle İstanbul'a hareket etti. Öte yandan Mustafa Kemal Paşa, Adana'dan İstanbul'a dönerken Antep eşrafından Ali Cenanî Bey'e rastlamış ve ona teşkilat kurmasını öğütleyerek silah, malzeme temin ettireceğini söylemiş ve böylece Antep savunmasının temelini de atmıştı.

Tarih 13 Kasım 1918... Adana'dan hareket eden tren fiilen işgal altında olan İstanbul'un Haydarpaşa Garı'na hüzünlü bir şekilde yanaşır. Oysa nerden bilebilirdi ki o tren aslında Türkiye'nin geleceğini getiriyordu İstanbul'a. Sarışın Kurt, yaveri Cevat Abbas ile birlikte trenden indiğinde kendisini eski bir dostu, Doktor Rasim Ferit Bey karşıladı. Haydarpaşa'dan bindikleri Kartal İstimbotu ile 55 parçalık düşman donanmasının arasından geçerken ağzından şu cümleler dökülür: "Hata ettim! İstanbul'a dönmemeliydim. Ne yapıp Anadolu'ya geçmenin çaresine bakmalıyım." Bu sırada yaveri Cevat Abbas'ın gözlerinin dolduğunu gördüğünde tarihe geçecek notu düşer dudaklarından: "Geldikleri gibi giderler."

İşte o gün başlamıştı 30 Ağustos'un ve 9 Eylül'ün hikayesi. Mustafa Kemal'in 15 Mayıs 1919'a kadar tüm çalışmalarının odağında Anadolu'ya geçmek ve düşmanı Türk topraklarından atabilecek mücadelenin planları vardı. En nihayetinde başlayan amansız mücadele ile teslim olmuş ve işgal güçleri ile iş birliği içinde olan İstanbul Hükümeti'nin aksine ölümü göze almış bir avuç çılgın Türk'ün hikayesi olmuştu Millî Mücadele.

Mustafa Kemal Paşa bu tarihten itibaren 16 Mayıs 1919'a kadar olan sürede siyasi yolları denemiş ve yeni bir kabine kurularak bu kabinede Harbiye Nazırı olmanın yollarını aramıştır. Hatta bu sürede İngilizlerle de çeşitli temaslar kurarak dikkat çekmemeye çalışıyordu. Bu süre içinde padişah ve hükümet yetkilileri ile de sürekli görüşmeler yapıyordu. Çanakkale Savaşı sayesinde tanınmış, vatansever bir subay olarak görünmesine karşılık Enver Paşa'ya ve İttihat Terakki'ye karşı oluşu, Alman Subayların ordu içindeki hakimiyetine karşı sert tutumu sayesinde hükümet içinde destek bulmasını sağlıyordu.

İstanbul'da bu süre içinde gördüğü manzara sonucunda Atatürk için artık Anadolu'ya geçiş zorunlu bir durumdu. 15 Ocak 1919'da arkadaşı İsmet Paşa'yı Şişli'deki evine çağırdı. "Hiçbir sıfat ve yetki sahibi olmaksızın Anadolu'ya geçmek ve orada milleti uyandırarak, kurtulma çarelerini aramak için en müsait mıntıka ve beni o mıntıkaya götürecek en kolay yol hangisi olabilir?" diye sordu. İsmet Paşa, "Yollar çok, mıntıkalar çok" dedi.

Ayrıca 20 Aralık 1918'de de arkadaşı Ali Fuat Cebesoy'la da Şişli'deki evinde görüştü. Ardından Ali Fuat Paşa ile 20 Şubat 1919'da Şişli'deki evinde ikinci bir görüşme daha yaptı. O görüşmede Ali Fuat Paşa'nın başında bulunduğu 20. Kolordu Karargahı'nın Ankara'ya nakline ve Ankara'nın bir "direniş merkezi" yapılmasına karar verildi. O gece geç saatlerde Rauf Orbay da Şişli'deki eve geldi. Üç arkadaş kafa kafaya verip direniş planları yaptı. Atatürk, eğer kendisini Anadolu'ya tayin ettiremezse Anadolu'da çok güvendiği bir komutanın yanına gidip işe oradan başlayacağını söyledi. Bunun üzerine Ali Fuat Paşa, "Paşam, ben ve kolordum daima emrindedir!" deyince Atatürk, "Beraber çalışacağız Fuat" karşılığını verdi.

Atatürk, 11 Nisan 1919'da Şişli'deki evinde, Kazım Karabekir Paşa'yla da görüştü. Karabekir, Erzurum'daki 15. Kolordu Komutanlığı'na tayin edilmişti. Erzurum'a gitmeden önce Atatürk'le görüşmeye geldi. Karabekir, "İstiklal Harbimizin Esasları" adlı kitabında, bu görüşmede Atatürk'ü de "Anadolu'ya çağırdığını", bunun üzerine Atatürk'ün kendisine, "Bu da bir fikirdir! Ahval günden güne size hak verdiriyor... İyi olayım size katılmaya çalışırım!" diye cevap verdiğini yazıyor.

Atatürk, eğer resmi bir görevle Anadolu'ya tayin olmayı başaramazsa Gebze Kocaeli üzerinden gizlice Anadolu'ya geçmek için bir plan hazırladı. Atatürk'ün Yaveri Cevat Abbas Gürer, birer mavzer ve iki el bombası ve bir yol haritası hazırladıklarını, harekete geçmek için baharın gelmesini, ağaçların yapraklanmasını beklediklerini yazıyor.

İSTANBUL'DAN UMUDU KESİYOR

İstanbul'dan umudu kesen Atatürk önce resmi bir görevle Anadolu'ya geçmeyi denedi. Bunun için asker-sivil arkadaşlarını devreye sokarak Osmanlı yönetimindeki nüfuzlu kişilerle tanışıp görüştü. Onların güvenini kazanmaya çalıştı.

Atatürk, yakın arkadaşlarından Ali Fuat Cebesoy'un babası İsmail Fazıl Paşa aracılığıyla Dahiliye Nazırı Mehmet Ali Bey'le tanıştı. Birkaç kere Mehmet Ali Bey'le görüştü. Bahriye Nazırı Avni Paşa'yla diyalog kurdu. Onunla da görüştü. Yaveri Cevat Abbas aracılığıyla Harbiye Nazırı Şakir Paşa'yla temas kurdu. Genelkurmay İkinci Başkanı Kazım İnanç Paşa'yla da irtibata geçti. Onu daha önce değişik cephelerden iyi tanıyordu. O sırada genelkurmaydaki güvendiği arkadaşları Fevzi Çakmak, Cevat Çobanlı Paşa ve İsmet İnönü'den de resmi görevlendirme konusunda yardım istedi.

21 Nisan 1919'da İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, Osmanlı Harbiye Nazırlığına bir nota verdi. Bu notada özetle Anadolu'da silahların toplanması işinin yavaş ilerlediği, bazı yerlerde şuralar kurulduğu, bunların asker topladığı, buna karşı "gereken her türlü önlemin derhal alınması, yoksa işin ciddiyet kazanacağı" belirtiliyordu. Calthorpe ayrıca Padişah Vahdettin'e, "Yüksek yetkilere sahip askeri bir kurulun, başlarında yetenekli bir generalle 9. Ordu'yu disiplin altına almasını" söyledi. Etekleri tutuşan Osmanlı yönetimi, çok geçmeden "yetkili bir kurulla" Anadolu'ya gönderilecek "yetenekli bir general" aramaya başladı. Atatürk, aradığı fırsatı bulmuştu. Hem hükümette hem de genelkurmayda iyi ilişki kurduğu asker-sivil tanıdıkları vardı. İşte o tanıdıkları, "yetenekli bir general" arayan Osmanlı yönetimine Atatürk'ün adını fısıldarlar. İstanbul'daki girişimleriyle hükümeti rahatsız eden, buna karşın İttihatçı olmayan, Alman karşıtı, Padişah Vahdettin'in fahri yaveri ve Anafartalar Kahramanı Atatürk'ün Anadolu'ya gönderilmesi düşüncesi Sadrazam Damat Ferit'in aklına yattı. Böylece bir taşla iki kuş vurulmuş olacaktı: Hem hükümeti rahatsız eden bu "yetenekli general" İstanbul'dan uzaklaştırılmış olacak, hem de Anadolu'da İngilizleri rahatsız eden bir sorun çözülmüş olacaktı.

29 Nisan 1919'da Osmanlı yönetimi, Atatürk'ü 9. Ordu Müfettişliğine atadı. Atatürk görevin detaylarını öğrenmek için Harbiye Nazırı Şakir Paşa'yla görüşmeye gitti. Oradan hemen Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak Paşa'nın makamına geçti. Fevzi Paşa'nın hasta olduğu, iki gündür gelmediği söylenince hiç zaman kaybetmeden Genelkurmay İkinci Başkanı Kazım İnanç Paşa'nın yanına gitti.

"Kapıları kapatır mısın?" dedi. Kazım İnanç Paşa'yla birlikte kapalı kapılar ardında bir görev talimatnamesi hazırladı. Atatürk, Samsun'dan başlayarak bütün Doğu illerindeki kuvvetlerin komutanı olacak, oralardaki valilere doğrudan emir verebilecek şekilde iki madde hazırladı.

"Onların arzularını bir araya topla fakat sonuna bu iki maddeyi ekle" dedi.

Kazım Paşa Atatürk'ün yüzüne baktı: "Bir şey mi yapacaksın?"

Atatürk, "Kulağını bana doğru uzat" dedi. "Evet, bir şey yapacağım. Bu maddeler olsa da olmasa da yapacağım!"

Kazım Paşa, Atatürk'ün hazırladığı müsveddeyi Harbiye Nazırına götürdü. Harbiye Nazırı Şakir Paşa, yeni maddeleri görünce "imzalamam ama mührümü basarım" dedi. Harbiye Nazırı mührünü bastıktan sonra Atatürk, iki nüshadan birini cebine koydu, diğerini Kazım İnanç Paşa'ya verip odadan ayrıldı.

Sonrasını Atatürk'ten dinleyelim:

"Tarih bana öyle müsait şartlar hazırlamış ki kendimi onların kucağında hissettiğim zaman ne kadar bahtiyarlık duydum tahmin edemem. Bakanlıktan çıkarken heyecandan dudaklarımı ısırdığımı hatırlıyorum. Kafes açılmış, önümde geniş bir alem, kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuş gibi idim."

Nutuk'tan: "Hemen ifade edeyim ki onlar bu yetkiyi bana bilerek ve anlayarak vermediler. Ne pahasına olursa olsun benim İstanbul'dan uzaklaşmamı isteyenlerin buldukları gerekçe 'Samsun ve dolaylarındaki güvenlik olaylarını yerinde görüp tedbir almak üzere Samsun'a kadar gitmek idi... O tarihlerde genelkurmayda bulunan ve beni, maksadımı bir dereceye kadar sezmiş olan kimselerle görüştüm. Müfettişlik görevini buldular. Yetki konusu ile ilgili emri de ben kendim yazdırdım. Hatta Harbiye Nazırı Şakir Paşa, bu talimatı okuduktan sonra, imzalamaya çekinmiş, anlaşılır anlaşılmaz mührü basmıştır."

Anadolu'ya çıkmadan önce çok değer verdiği ve sırlarını paylaştığı dostlarını ziyaret etmeye başladığında Önce İsmet (İnönü) Paşa'yı ziyaret etmiş ve ardından da diğer tutuklularla beraber Bekirağa Bölüğü'nde tutuklu olan Fethi Bey'i ziyaret etmişti:

Fethi Bey'i öteki tutuklularla beraber Bekirağa Bölüğü'ne nakletmişlerdi. Bir iki defa da yanlarına gitmiştim.

Tekrar ziyaret ederek sırdaşlarıma bu müjdeyi vermek istedim. Önce hapishane müdürünün odasına girdim. Müdür beni saygıyla karşıladı ve ben oturduktan sonra ayakta durdu:

"Oturunuz Ali Bey!" dedim.

Bu Ali Bey, Buğlan Gediği Harbinde, kumandanının kendisini aydınlatmamış olması yüzünden bana yanlış bilgi verdiği için açığa çıkardığım 20. Alay Kumandanıydı. Suçun onda olmadığını sonradan anlamıştım. Şimdi karşımda duran ve arkadaşları gözetimi altında bulunduran oydu. Savaşta açığa çıkarılmış olması, onu güvenilir kılmış olmalıydı. Namuslu insanları savunmak borcumuzdur. Ali Bey yeri doldurulamayacak bir asker olmayabilirdi, fakat cephelerde fedakârlık etmiş olanlardandı. Ehliyetsiz bir kumandanın kurbanı, hakka razı olacak kadar da temiz kalpliydi. Artık söyleyebilirim. Hapishane müdürü olarak son ziyaretimde bana dedi ki:

"Paşam, haber aldık. Anadolu'ya gidiyormuşsunuz. Ne zaman emrederseniz, tutuklulardan istediklerinizi yanıma alarak size geleceğim."

Ayağa kalktım, Ali Bey'in elinden tuttum:

"Bana başarımın ilk müjdelerini veriyorsunuz. Teşekkür ederim" dedim.

14 Mayıs 1919'da Sadrazam Damat Ferit, Nişantaşı'ndaki Sadrazamlık Konağı'nda Atatürk'le son bir görüşme yaptı. Görüşmede Cevat Çobanlı Paşa da vardı. Damat Ferit, "Samsun ve havalisinde ne yapacaksınız? Nerelere kadar komuta edeceksiniz" diye sordu. Atatürk, Samsun ve civarındaki karışıklıkları önleyeceğini, küçük bir alanı kontrol edeceğini söyledi. Cevat Paşa da araya girerek Damat Ferit'in kuşkularını dağıttı.

Atatürk ile Cevat Paşa, Damat Ferit'in yanından ayrıldılar. Nişantaşı'ndan Teşvikiye'ye doğru hızlı adımlarla yürüyorlardı.

Cevat Paşa, "Bir şey mi yapacaksın Kemal?" diye sordu.

Atatürk, "Evet Paşam, bir şey yapacağım!"

Cevat Paşa, "Allah muvaffak etsin!" dedi.

Atatürk, "Mutlaka muvaffak olacağız" karşılığını verdi.

Serkan Esen

Yazar Serkan Esen

Eserleri: Vatansever - 2017 Eşi Olmayan Devlet Adamı Mustafa Kemal Atatürk - 2019 Baba Bana Atatürk'ü Anlat - 2021 yılında Baba Bana Atatürk’ü Anlat Çocuk Serisi - 2023 Atatürk’ten Liderlik Dersleri - 2025
Başatılı bir şekilde üye oldunuz First Magic | Dijital Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi
Great! Next, complete checkout to get full access to all premium content.
Tekrar hoş geldiniz! Başarılı şekilde giriş yaptınız.
Giriş yapılamıyor. Lütfen tekrar deneyin.
Success! Your account is fully activated, you now have access to all content.
Error! Stripe checkout failed.
Success! Your billing info is updated.
Billing info update failed.