Ziya Gökalp Anma Yılı

Ziya Gökalp Anma Yılı

Değerli First Magic Okurları merhaba.

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığının teklifi ve TÜRKSOY Daimi Konseyi kararı ile Türk Sosyoloji ve düşün hayatının öncüsü, Atatürk'ün "fikirlerimin babası" dediği Ziya Gökalp'in 150. doğum yılı olan 2026 Ziya Gökalp Anma Yılı olarak ilan edildi.

Peki, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'e 'fikirlerimin babası' dedirtecek kadar önemli işlere imza atan Ziya Gökalp kimdir?

Biz kendisini genellikle Türk Milliyetçiliğinin fikir babası olmasının yanı sıra şiir ve düşünce yazıları ile tanısak da toplum hayatına etki eden hangi fikirleri savunmuştur? Bugün sizlere, biraz da bu yönüyle Ziya Gökalp'i tanıtmaya çalışacağım.

MEHMET ZİYA GÖKALP (1876-1924)

Ülkemizin kurucusu ve kurtarıcısı Atatürk şöyle diyor: “Bedenimin babası Ali Rıza Efendi, hislerimin babası Namık Kemal, fikirlerimin babası Ziya Gökalp’tir."

Mustafa Kemal Atatürk bu benzetmeyi hiç şüphesiz boşuna yapmıyor. Büyük vatan şairi Namık Kemal’den duygusal anlamda çok etkilendiği gerçeğini vurgulamasına karşılık, fikirlerine yön veren ismin de Ziya Gökalp olduğunun altını çiziyor. Gerçekten de Ziya Gökalp’i incelediğimizde; çağının çok ötesinde, fikirleri ve bu fikirleri dile getirme şekli ile mümtaz bir yere sahip olduğu gerçeği ile karşılaşıyoruz. 1924’te vefat etmesine ve Cumhuriyet’i neredeyse görememiş olmasına rağmen hem şiirlerinde hem de diğer eserlerinde Cumhuriyet’e ve Mustafa Kemal’e yön veren isimlerin başında geldiğini görüyoruz. Hangi Cumhuriyet devrimine baksak altında mutlaka bir Ziya Gökalp izi görmek mümkün oluyor.

Ziya Gökalp 23 Mart 1876’da Diyarbakır’da dünyaya gelmiş, 25 Ekim 1924’te İstanbul’da vefat etmiştir. Öğrencilik ve ilk gençlik yıllarında okulda aldığı çağdaş eğitim, Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın eserlerinden edindiği vatan duygusu ve sevgisi ile ailesinden edindiği Doğu klasikleri birikiminin etkilerini her daim taşımıştır.

Gökalp, II. Meşrutiyet’in ilanının ardından Osmanlı İttihat ve Terakki Partisinin Selanik’teki kongresine katıldı. İttihat ve Terakki Merkez-i Umumi Azası olarak gittiği Selanik’te dilde Türkçülük akımıyla Türkçülük hareketinin doğduğu, yazarları arasında Ömer Seyfeddin ve Ali Canip’in de bulunduğu Genç Kalemler dergisinde makale ve şiirlerini yayımlatmaya başladı. Türkçeyi Arapça ve Farsça dil bilgisinin etkisinden kurtarmak, Halk dilinde yaşayan, Türkçede karşılığı bulunmayan kelimeleri Türkçe kabul etmek ve İstanbul şivesini esas almak Genç Kalemler dergisinin esaslarını oluşturuyordu.

Türkiye’de ilk defa Selanik Sultani Mektebinde (İttihat ve Terakki İdadisi) sosyoloji dersleri verdi. 1912’de kısa bir süre Ergani-Madeni Sancağından mebus seçilen Gökalp’in meclis feshedilince mebusluğu sona erdi. Osmanlı İttihat ve Terakki Fırkasının genel merkezinde görev aldığı sıralarda Türk Ocaklarının faaliyetlerine de iştirak ediyordu. 1918’de diğer milliyetçi aydınlarla birlikte Ziya Gökalp de tutuklanarak Malta Adası’na sürüldü. Malta’da esir tutulduğu zaman diliminde diğer milliyetçi aydınlara Türk tarihi ve felsefesi konularında konferanslar verdi. Bu konferansların notları daha sonra Malta Konferansları adıyla yayımlandı.

1923 yılında Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte Ankara’ya gelen Ziya Gökalp, Maarif Vekâleti (Millî Eğitim Bakanlığı) Telif ve Tercüme Heyeti başkanlığına getirildi. Batı ve Doğu klasiklerini tercüme faaliyetlerini başlattı. Liseler için müfredat hazırlanmasına öncülük etti, Talim ve Terbiye Kurulunun ilk nüvesini (özünü) oluşturdu. Lise ders kitaplarının hazırlanması için çalışmalara başladı. Bu amaçla kendisi de Türk Medeniyeti Tarihi adlı kitabını hazırladı. Liselere felsefe, içtimaiyat (toplum bilimi, sosyoloji) derslerinin konulmasını sağladı.

ESERLERİ

Ziya Gökalp’in çeşitli zamanlarda müstakil kitap halinde yayımlanmış olan eserleri şunlardır:

1. Şaki İbrahim Destanı

2. İlm-i İçtima Dersleri

3. İlm-i İçtima

4. İlm-i İçtima-i Dinî

5. Darülfünun Derslerinden: İlm-i İçtima-i Hukukî

6. Ameli İçtimaiyat Dersleri

7. Ahlaka ve Terbiyeye Tatbik Edilmiş Muhtasar İçtimaiyat

8. Kızıl Elma (Şiirler)

9. Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak

10. Rusya’daki Türkler Ne Yapmalı?

11. Yeni Hayat (Şiirler)

12. Altın Işık (Şiirler)

13. Türkçülüğün Esasları

14. Türk Töresi

15. Doğru Yol (Hâkimiyet-i Milliye ve Umdelerinin Tasnif, Tahlil ve Tefsiri)

16. Türk Medeniyeti Tarihi

17. Limni ve Malta Mektupları

18. Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler

19. Çınaraltı (Dergi)

20. Felsefe Dersleri

Bu kitaplardan ikisi daha fazla öne çıkıyor gibi gözükmektedir. Bunlardan ilki Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmak, diğeri ise Türkçülüğün Esaslarıdır. Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmak adlı eser Osmanlı Devleti'nin son yıllarında her üç akımın temsilcilerinin kendi aralarındaki mücadelelerine son vermek ve bu üç şiarın aslında Türk Milleti’nin sahip olduğu ve olması gereken özellikleri olduğunu vurgulamaktadır. Türkçülüğün Esasları da onun bütün fikirlerinin adeta bir özetidir.

TÜRKİYE'DE SOSYOLOJİNİN KURUCUSU VE BABASI

Ziya Gökalp, adı adeta sosyoloji biliminin kurulması ve yaygınlık kazanmasında büyük pay sahibi olan Fransız sosyolog Émile Durkheim’dan etkilenmiş, sosyal bilimlerin ve özellikle de sosyolojinin öneminin farkına varmış ve ilk andan itibaren bu bilimin Türkiye’de yaygınlaşması için gayret sarf etmiştir. Önce Selanik’te İttihat ve Terakki genel merkezine bağlı orta dereceli bir okulda, daha sonraki yıllarda da Darülfünunda sosyoloji dersleri vermiştir. Türkiye’de sosyoloji alanında ilk saha araştırmasını gerçekleştiren kişidir. O, Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler adlı çalışmasını hazırlarken Diyarbakır’da üç aylık bir süre içerisinde Türk, Kürt ve Arap aşiretleri üzerinde bir saha araştırması gerçekleştirmiştir. Lozan delegelerinden Rıza Nur’un talebiyle hazırlanan bu eser, Lozan Barış Görüşmeleri esnasında Türk tezini güçlendirmek üzere değerlendirilmiştir.

Türk milliyetçiliğinin, İttihat ve Terakki Fırkasının ve Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli teorisyenlerindendir. 1917 yılında çıkarılan Hukuk-ı Aile Kararnamesi ile 1921 Meclisinden kadınların mirastan pay almalarını sağlayan kanun onun eseridir. Fındıkoğlu, Türk Yurdu dergisinin Temmuz 1963 sayısında yayımlanan “Bir Yıldönümünde Ziya Gökalp” adlı yazısında 1923’te İzmir’de Millî İktisat Kongresinin toplanmasını hazırlayan kişinin Ziya Gökalp olduğu iddiasında bulunmaktadır. Millî İktisat akımının ilk temsilcilerinden biridir. Alman iktisatçılarından Friedrich List’in milli iktisat sisteminden etkilenen bu akım taraftarları, uluslararası serbest ticarete karşı yerli sanayinin korunmasını esas alıyorlardı. Gökalp, bu konudaki yazılarında Milli İktisat Bakanlığının kurulması ve bu bakanlığın milli bankaları denetlemesini, ayrıca esnaf kuruluşlarının mahalli alandan çıkarılarak yeniden teşkilatlandırılmasını savunmuştu. Bu çerçevede loncalar, babadan oğula geçen şeyhlerin yerine çağdaş ülkelerde olduğu gibi üye şirket temsilcilerinin serbest seçimle yönetime geldiği kurumlara dönüştürülmeliydi. İşçilerin ve özellikle de kadın ve çocuk işçilerin sağlık, haysiyet ve geleceklerini güvence altına alacak olan kanunlar da bu vekâlet tarafından düzenlenmeliydi.

ATATÜRK'ÜN FİKİR BABASI

Tüm bu özellikleri ile Türk Milliyetçiliğinin babası olarak kabul edilen Ziya Gökalp hem Meclis-i Mebusan hem de Türkiye Büyük Millet Meclisinde Milletvekilliği görevlerinde bulunmuş, yazar, şair, siyasetçi ve toplum bilimcidir. Yazın dünyasına ilk olarak şiirle başlamıştır. İlk şiirini henüz 15 yaşında kaleme aldığı "Hürriyet Marşı"dır. Hayatının son anına kadar da şiir yazmaktan vazgeçmemiş, şiir her zaman Gökalp için ayrı bir yere sahip olmuştur. Bu yüzden Ziya Gökalp’in şairliği üzerine biraz konuşmakta fayda vardır.

Şiirlerini biçimsel zenginlik ile değerlendirdiğimizde hemen hemen her türde şiir yazdığı gibi konu açısından da son derece zengin bir çeşitliliğe sahiptir. Bu konular arasında; yurt ve ulus sevgisi, Türk destanları, halk masalları, Dede Korkut Öyküleri, inanç vurgusu, kültür, uygarlık, köy yaşamı gibi birçok alan sayılabilir. Şiirlerinde Mehmet Emin Yurdakul ve Tevfik Fikret gibi diyalog tekniği kullandığı da olmuştur. (Ülker ile Aydın, Polvan Veli, Ötüken Ülkesi örneklerdir)

Şiirlerinde umut ve iyimserlik hep ön plana çıkar. Aslen bir ağıt olan "Çoban ile Bülbül" şiirinde bile bu izi görürüz:

Çoban dedi: Sürülerim hep kaçsa,
Bir sürüm var, kaçmaz: Adı Türk İli
Bülbül dedi: Şarkı ölsün yok tasa,
Türkülerim yaşar, söyler Türk dili…

Malta’da sürgünde olduğu dönemde Damat Ferit Paşa Hükûmeti’nin Dahiliye Nazırı Ali Kemal’in kendisi hakkında 'Türk değil, Kürt’tür' iddialarına karşılık, kendisine yazdığı şiir ile cevap vermiştir. Bu şiir Ziya Gökalp’in nasıl bir Türklük anlayışı olduğunu gösterdiği gibi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm Diyene!” sözü ile benzerliği de dikkat çekicidir. Ali Kemal’e hitaben yazdığı şiir şu şekildedir:

Ali Kemal'e

Ben Türküm! diyorsun, sen Türk değilsin!
Ve İslam’ım! diyorsun, değilsin İslam!
Ben, ne ırkım için senden vesika,
Ne de dinim için istedim ilam!

Türklüğe çalıştım sırf zevkim için,
Ummadım bu işten asla mükâfat!
Bu yüzden bin türlü felaket çektim,
Hiçbir an esefle demedim: Heyhat!

Hatta ben olsaydım: Kürt, Arap, Çerkes;
İlk gayem olurdu Türk milliyeti
Çünkü Türk kuvvetli olursa, mutlak,
Kurtarır her İslam olan milleti!   

Türk olsam olmasam ben Türk dostuyum,
Türk olsan olmasan sen Türk düşmanı!
Çünkü benim gayem Türkü yaşatmak,
Seninki öldürmek her yaşatanı!   

Türklük hem mefkûrem hem de kanımdır:
Sırtımdan alınmaz, çünkü kürk değil!
Türklük hâdimine 'Türk değil! ' diyen
Soyca Türk olsa da 'piçtir', Türk değil!

Gökalp bu şiirinin tamamında adeta Mustafa Kemal’in “Ne Mutlu Türküm Diyene!” sözünü tasvir ediyor. Aynı Ulu Önderimiz gibi Ziya Gökalp de Türklük şuurunu ırk olmaktan çıkartıyor ve “Hatta ben olsaydım: Kürt, Arap, Çerkes; İlk gayem olurdu Türk milliyeti” sözleri ile önemli olanın Türk Milleti’ne sadakatle bağlı olmaktan ve Türk Milleti’ne hizmetten geçtiğini ifade ediyor.

Yine şiirin ikinci kıtasının hemen başında “Türklüğe çalıştım sırf zevkim için, Ummadım bu işten asla mükâfat!” dizeleri de Atatürk’ün şu sözünü akıllara getiriyor:

"Millet sevgisi kadar büyük bir mükâfat yoktur. İstiklal Harbi’nde benim de milletime ettiğim birtakım hizmetler olmuştur zannederim. Fakat bunların hiçbirini kendime mal etmedim.  Yapılanın hepsi milletin eseridir dedim; aranacak olursa doğrusu da budur."
Deme bana Oğuz, Kayı, Osmanlı…
Türk’üm, bu ad her unvandan üstündür…
Yoktur Özbek, Nogay, Kırgız, Kazanlı,
Türk milleti bir bölünmez bütündür…

Ziya Gökalp’in yukarıdaki dizeleri de yine 1918 yayımlanmış olan Yeni Hayat isimli eserindeki "Millet" şiirinden alıntıdır. Şiirin tamamına baktığımızda şairin Turan vurgusu dikkat çekmektedir. Her ne kadar Mustafa Kemal Atatürk klasik anlamdaki Panturanizm felsefesini Nutuk'ta da reddetmiş ve bunun Panislamizm ile birlikte uygulanabilir olmadığını, tarihte de eşine rastlanmadığını ifade etse de Türk birliğine karşı olmadığı ancak bunun modern çağın gerektirdiği bir şekil ile sağlanabileceğini savunmuştur. Kaldı ki Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk toplulukların kendi coğrafyalarında demografik yapılarını bozmamaları gerektiğine inancı tam olup bunu da zaman zaman ifade etmekten kaçınmamıştır. Nitekim 1933 yılında Türk Birliği hakkında yapmış olduğu değerlendirme buna örnektir. Atatürk bu birliktelik için şu ifadeleri kullanmıştır:

“Bugün Sovyetler Birliği, dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, Tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostumuzun iradesinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların bölündüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını beklemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli."

Bu sözlerden de anlaşılacağı üzere Mustafa Kemal Atatürk, Türk Birliğini fazlası ile önemsemekte, ancak bunun tek bir sınır içinde birleştirilmesi gibi gerçekleşmesi mümkün olmayan hayaller ile birbirine karıştırmamaktadır.

Yine yukarıdaki dizede Türk Milleti bir bölünmez bütündür sözünden fazlası ile etkilenmiş olacak ki, yaklaşık bir sene sonra Erzurum Kongresi’nde çok benzer bir cümleyi kullanmış; “Milli sınırlar içinde bulunan vatan parçaları bir bütündür, birbirinden ayrılamaz” ifadesini kongre kararlarına yazmıştır.

Köy (Yeni Hayat / 11 Hece / 4-4-3)

Ey Türk, senin köyün hür bir yuvadır
Çiftlik değil, yoktur beyi ağası
Her köylünün var bir çifti tarlası,
Öz evinde o hem bey hem ağa'dır.

Hiç kimsenin yarıcısı rençberi
Olmaz, ancak olur vatan askeri.

Ümmi değil, muallimsiz kalsa da
İmamı yok, gene bilir dinini.
Dost ve düşman kimdir, bilir dünyada,
Doğru bulur... sevgisini kinini.

Ona cami, mektep, kitap yapınız.
Emin kalır hudutta her kapımız...

Lakin ey Türk, bu mesut köy bitiyor!
Mültezimin, faizcinin, tüccarın
Pençesinde diyor beni kurtarın;
Bu üç işi senden çabuk istiyor.

Kaldır a'şar usulünü aç banka
Yap her semtte bir ziraî sendika.

"Köy" şiiri Ziya Gökalp’in Yeni Hayat isimli eserinde yer almaktadır. Şair bu eserinde yer alan şiirlerin büyük bölümünde 11 hece kalıbını kullanmış ve 4-4-3 duraklı biçimi tercih etmiştir. Bu yönüyle de dili ne kadar ustaca kullandığı görülebilir. Bu eserin önemli bir özelliği de toplum hayatının gitmesini arzu ettiği yönü konu alan yani sosyolojik şiirlerin ortaya çıktığı bir eser olmasıdır. İlk olarak 1918 yılında Yeni Mecmua isimli dergide yayımlanan bu eserin de Mustafa Kemal’e yön verdiği görülmektedir. Bırakın Cumhuriyet’i daha Millî Mücadele bile başlamamışken Türk köylüsüne verdiği önemi vurgulayarak onlara tavsiyelerde bulunmuş ve ekonomik yöntemler önermiştir. Yine devlete yönelik “Kaldır a’şar usulünü, aç banka. Yap her semtte bir zirai sendika” sözleri ile de adeta Atatürk’ün yıllar sonra yapacağı uygulamalar tasvir edilmiştir. Nitekim 1925 yılında Türkiye Cumhuriyeti bütçede çok önemli bir yeri olan aşar vergisini kaldırmış, Mustafa Kemal Atatürk’ün üretim temelli, köylüyü ve köyleri kalkındırma fikriyatına zemin hazırlamıştır. Nitekim “Köylü Milletin Efendisidir” felsefesi de 1929 yılında tüm dünyada yaşanan ekonomik buhrandan Türkiye’nin en az hasarla çıkmasında önemli bir rol oynamıştır.

Lisan (Yeni Hayat / 7 Hece / Mâni)

Güzel dil Türkçe bize;
Başka dil gece bize.
İstanbul konuşması
En saf, en ince bize.

Lisanda sayılır öz
Herkesin bildiği söz;
Ma'nâsı anlaşılan
Lûgate atmadan göz.

Uydurma söz yapmayız,
Yapma yola sapmayız,
Türkçeleşmiş, Türkçedir;
Eski köke tapmayız.

Açık sözle kalmalı,
Fikre ışık salmalı;
Müterâdif sözlerden
Türkçesini almalı.

Yeni sözler gerekse,
Bunda da uy herkese,
Halkın söz yaratmada
Yollarını benimse.

Yap yaşayan Türkçeden,
Kimseyi incitmeden.
İstanbul'un Türkçesi
Zevkini olsun yeden.

Arapçaya meyletme,
İran'a da hiç gitme;
Tecvîdi halktan öğren,
Fasîhlerden işitme.

Gayn lı sözler emmeyiz,
Çocuk değil, memeyiz!
Birkaç dil yok Turan’da,
Tek dilli bir kümeyiz.

Turan’ın bir ili var
Ve yalnız bir dili var.
Başka dil var diyenin,
Başka bir emeli var.

Türklüğün vicdanı bir,
Dini bir, vatanı bir;
Fakat hepsi ayrılır
Olmazsa lisanı bir.

* Müteradif: Eş Anlamlı

* Tecvit: kelimelerin söylenişinde, seslerin çıkaklarına, uzunluk ve kısalıklarına göre okunması

* Fasih: Açık ve düzgün (konuşma yeteneği olan kişi)

 Ziya Gökalp bir sosyolog olarak da toplum yaşamındaki düşüncelerini anlatmada şiiri çok net kullanmıştır. Yukarıda okuduğumuz "Lisan" şiiri buna tipik bir örnektir. Türk Milletinin kendi dilini kullanmasının gerekliliğini ifade etmesinin yanında temel düşüncelerinden birisi olan “dilin yaşayan bir organizma olduğu, etkileşime açık olduğu ve ihtiyaç halinde başka dillerden kelimeler almasına da engel olunmaması gerektiğinin örneklerini görüyoruz. Eğer şiir bugün yazılmış olsaydı şair burada müteradif kelimesinin yerine muhtemelen eş anlamlı kelimesini kullanırdı ancak Tecvit ve fasih kelimelerini büyük ihtimalle değiştirmez, aynı şekli ile kullanırdı.

Yine şiiri anlam boyutuyla incelediğimizde Türk Diline verdiği önemin vurgulanması da Mustafa Kemal’in etki alanına girmiş muhtemelen. 1928’de Türkçeye en uygun alfabe olan Latin harflerinin kabulü ardından da özellikle 1930’lu yıllardan sonra başlayan çalışmaların etkisi ile 1932’de Türk Dili’nin kökeni ve gelişmesi hususunda önemli çalışmalara imza atan Türk Dil Kurumunun kurulması, 1936’da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinin kurulması, bu çalışmalarda bizzat Atatürk’ün manevi kızı Afet İnan’ın da yer alması süreçlerinde Ziya Gökalp etkisini inkâr etmek mümkün değildir.

Kadın (Yeni Hayat / 15 Hece)

Cemiyetin üç rüknü var: Birincisi aile!
Bu diyanet yuvasını kuran sensin, kadındır.
Medeniyet bayrağını sensin alan ilk ele,
Altın harfle yazılacak ona senin adındır

İkincisi devlettir ki onu erkek yaratmış
Avcı iken çoban olmuş, çoban iken hükümdar.
Kuvvet haktır diye adil mahkemeler donatmış.
Hak kuvvettir diye düzmüş demir kollu ordular.

Üçüncüsü millettir ki ilk insanca ülfetten
Beri, ruhlar bu devrenin ermesine müştaktır.
Din doğmuştu aileden, hukuk ise devletten,
Milletteki son mefkûre ilme uygun ahlaktır.

Millet yalnız yapılamaz. Bunu ancak dirlikte
Kadın erkek: iki vicdan birleşerek yapacak:
İlk mabetler ayrı idi, şimdi artık birlikte
İki cins bir irfanda bir Allah'a tapacak!

 Yine 1918 yılında yayımlanan Yeni Hayat isimli eserden alınan bu şiir de kadın hakları ve kadının toplumdaki yeri konusunda çağının çok ötesinde bir yere sahiptir. Şiir Cumhuriyet’ten çok önce yazılmış olmakla beraber Cumhuriyet kazanımlarını da adeta müjdeler niteliktedir. Yine Atatürk’ün 31 Ocak 1923’de İzmir’de yaptığı konuşmanın içeriği ve söylediği şu sözler Ziya Gökalp’in kadın şiiriyle birebir örtüşmektedir:

“Bir toplum cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini elde etmesiyle yetinirse, o toplum yarı yarıya zayıflamış olur. Bizim toplumumuzun uğradığı başarısızlıkların sebebi kadınlarımıza karşı ihmal ve kusurun sonucudur.”

Mustafa Kemal, yine 30 Ağustos 1925’de Kastamonu’nda yaptığı konuşmasında benzer ifadeleri kullanmıştır:

“İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?”

Son olarak da Mustafa Kemal Atatürk Ziya Gökalp için fikirlerimin babası diyecek kadar iddialı bir şekilde etkilendiğini vurgularken, Ziya Gökalp Mustafa Kemal’den etkilenmiş midir? Sorusu aklımıza gelebilir. Çok iyi bir sosyolog olan Ziya Gökalp mutlaka ki Atatürk’ün devrimlerinden ve toplum hayatına katkısından çok etkilenirdi. Çünkü Mustafa Kemal ile birlikte Türk Milleti tarihte eşi görülmemiş bir gelişim süreci yaşamıştır. Temel ilkeleri ya da idealleri ortaya koymak başka bir şey, o idealleri hayata geçirmek ise tamamen başka bir şeydir. İşte Mustafa Kemal Atatürk burada farkını ortaya koymuş ve sosyoloji biliminin toplumları harekete geçirmesi konusunda da eşsiz bir örneği olmuştur. Oysa Ziya Gökalp’in 1924’te erken vefatı bu gelişmeleri görmesinin önüne geçmiştir. Hiç şüphesiz ki eğer 1930’lu yıllara kadar ömrü vefa etseydi bu konuda Atatürk yalnız kalmayacak, sanatın da toplum üzerindeki etkisini kullanarak çok farklı bir ikili olabileceklerdi. Galiba bu erken vefat da Türk Milleti’nin şanssızlığıdır. Ya da Allah bir topluma bu kadar torpil geçmek istememiş desek daha mı doğru olur acaba?

Ancak Ziya Gökalp Atatürk’ü çok yakından takip etmiş ve asker kökenli olmamasına rağmen onun askeri becerilerinden de etkilenmiş ve bunu yine kendine has bir şekilde şiiri ile anlatmıştır:

Niçin?

Bu halkın başında bir kahraman var,
Şan onundur ama millete yarar.
Haklıdır bu şandan korksa düşmanlar
Dostlardan da varmış tiksinen, niçin?

Arttıkça bu dâhi Türk'ün şöhreti
Dağılan milletin arttı vahdeti
Sulhta da faydalı böyle kuvveti
Yıpratmak daha harp bitmeden niçin?

Toplandı Lozan'da dostlar, düşmanlar
Lloyd George saçıyor yine bühtanlar
Lâzımken müttehit olmak bu anlar
Ayrılanlar varmış sürüden niçin?

Millet fedaidir kahramanına
Kim taş atabilir onun şanına?
Dil uzatma sakın Türk aslanına!
Anlatayım sana bilmezsen niçin...

O millî dehanın tam Kemâl'idir
Türk'ün hem celâli hem cemâlidir
Mefkure görünmez, o timsalidir
Mefkûreye çattın, söyle sen niçin?

Uyanık bulunun ey Türk gençleri!
İrtica sevemez bu hür rehberi
Susturun mantıkla, kin güdenleri
Borcumuz savaşmak ebeden, niçin?

Sevgili okurlarım,

Bugünkü yazımda Türk Milleti’nin iki büyük değeri olan Ziya Gökalp ve Mustafa Kemal Atatürk hakkında değerlendirmelerde bulunarak, bizlere bu cennet vatanda, hür bir şekilde yaşama imkânı sağlayan başta Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, 150. doğum yılında andığımız Ziya Gökalp ve Millî Mücadelemizin isimleri bilinen bilinmeyen tüm kahramanlarına şükranlarımı sunuyorum. Aziz ruhları şad olsun.

Sevgiyle kalın.

Serkan Esen

Yazar Serkan Esen

Araştırmacı Yazar, Konuşmacı, Program Sunucusu, Yönetim Danışmanı...[Devamını oku]
Başatılı bir şekilde üye oldunuz First Magic | Dijital Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi
Great! Next, complete checkout to get full access to all premium content.
Tekrar hoş geldiniz! Başarılı şekilde giriş yaptınız.
Giriş yapılamıyor. Lütfen tekrar deneyin.
Success! Your account is fully activated, you now have access to all content.
Error! Stripe checkout failed.
Success! Your billing info is updated.
Billing info update failed.