Çeyrek Asır Bitti!
İçerisinde bulunduğumuz yüzyılın ilk çeyreğini bitirdik. Dile kolay 25 yıl. Birçoğunuzun göz açıp kapayıncaya kadar gibi hızlı geçtiğini hissettiğini tahmin ediyorum. Benim açımdan öyle oldu diyebilirim. Birçok olumlu ve olumsuz hususlar yaşadık bu süreçte; sporda, müzikte ve bilimde başarılar, ekonomide inişli çıkışlı geçen yıllar, afetler, salgınlar ve daha bir sürü olumlu olaylar, olumsuz badireler. Teknolojideki sıçrayış da cabası. Tuşlu telefonlardan, çevir sesi bekleyen modemlerden günümüzün popüler konusu yapay zekaya uzanan bir yolculuk.
Tüm bu konjonktür içerisinde değişmeyen bir şey varsa da o biz insanoğlunun temel ihtiyaçları. Yeme-içme ve barınma gibi en temel iki unsur hâlâ hayatımızın merkezini oluşturuyor ve öyle de olmaya devam edecek. Bu ihtiyaçlarımızı karşılamak için de çalışmaya, didinmeye devam edeceğiz. Çalışıp para kazanacağız ki bu ihtiyaçlarımızı karşılayalım değil mi?
En başta “Peki ne kadar çalışacağız da ne kadar kazanacağız?” sorusu akıllara geliyor. Ülkemiz için bu sorunun cevabı büyük bir kesim için her sene sonunda belli oluyor. 2025 yılı sonunda da bu sorunun cevabına ulaştık. Bu ayki yazımda bu cevabı, “ASGARİ ÜCRETİ” irdeleyeceğiz.
Kime Göre? Neye Göre?
Aralık ayı içerisinde; TEFE-TÜFE oranları, Yeniden Değerleme Oranı, Merkez Bankası mevduat faizleri gibi birçok oran ile cebelleşirken hepimiz asgari ücretin hangi oranda artacağı konusunda bir fikir üretmekteydik. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı koordinasyonunda Asgari Ücret Belirleme Komisyonu bu sorumuza aralık ayı sonlarına doğru cevabını verdi: %27.
Belirlenen yeni oran neticesinde asgari ücret 22.104 TL’den 28.075 TL’ye yükseldi. Bu rakam birçoğunuzun gazetelerde okuduğu, çevresinden duyduğu, net çalışanın cebine kalacak olan rakam. Peki, ekonomi açısından bu rakama nasıl ulaşıyoruz hiç merak etmediniz mi? Devlete ne kadar vergi ödüyoruz veya bizim adımıza işverenimiz nasıl bir maliyetin altına yatıyor? Hadi gelin bakalım işin aslı astarı ne.

Ne Vergi Ödüyorduk?
Öncelikle hesaplamalara geçmeden önce sizlere birkaç terim ve bilgi vermek istiyorum.
“Gelir Vergisi, Damga Vergisi, SGK Primi, İşsizlik Sigortası...” Bunlar tüm çalışanların maaşlarından kesilen bazı kalemlerin başlıcaları. Asgari geçim indirimi, bireysel emeklilik sistemi, yol ve yemek ödenekleri gibi diğer kesintiler de mevcut ama bugün bunlara girmeyeceğim.
Gelir Vergisi, kazanç elde eden gerçek kişilerden kesilen bir vergi türüdür ve artan oranlıdır. %15-%20-%27-%35-%40 gibi oranların artarak belirlenen kazanç dilimlerine göre belirlenmesi için kullanılır. Ne kadar kazancınız artarsa gelir verginiz ve oranı da artmaya başlar. Ancak asgari ücret için bir istisna mevcut. Devlet, asgari ücret ile çalışanlardan Gelir Vergisi kesmiyor. Bu bağlamda biraz önce okuduğunuz kesintiler arasında olan Gelir Vergisi, asgari ücret alanlar için bir kesinti kalemi olmaktan çıkmakta. Aynı şekilde Damga Vergisinden de muaf durumda asgari ücret alan çalışanlar. İstisna ve muafiyetlerden bahsettiğimize göre hesaplamalara geçebiliriz.
Asgari ücret alan birinin brüt maaşı 2026 yılında 33.030,00 TL olarak belirlenmiştir. Evet aslında 2026 yılında asgari ücretli çalışan biri ayda 33.030,00 TL kazanmaktadır. Ancak %14 SGK Primi ve %1 İşsizlik Sigortası Primi maaşlardan kesilmektedir. Bu kesintiler geleceğimiz için devlet tarafından kesilmektedir. Olası işsiz kalınması durumunda devletten alınacak işsizlik maaşı ve emekli olduğumuzda alacağımız emekli maaşımızın karşılanması için bu rakamlar maaşımızdan her ay kesilmektedir. Kısacası 33.030,00 TL maaşımızın %14’ü olan 4.624,20 TL ve %1’i olan 330,30 TL maaşımızdan kesilmekte ve elimizde 28.075,50 TL kalmaktadır. Başta bahsettiğim Gelir Vergisinden ve Damga Vergisinden muafiyetimiz olduğundan başka bir kesinti yaşamıyoruz. Ama asgari ücretin 1 kuruş bile üzerinde bir ücret alıyor olsaydık en az %15 gelir vergisi kesintisinden ve %0,759 Damga Vergisi kesintisinden bahsedecektik. Neyse ki muafiyetimiz var ve maaşımızdan kesilmiyor.

Patron da mı Ödüyor?
İşveren açısından baktığımızda ne gibi maliyetler ile karşılaşıyor bakalım. 33.030,00 zaten hesaplanan brüt maaş; bu zaten çalışanın hakkı olduğundan işverenin kasasından çıkıyor. Bu rakama ek olarak %2 işverenin işsizlik sigortası primi ve %21,75 SGK Primi işveren payını da eklememiz gerekecek. 33.030,00 brüt maaşın %21,75’i olan 7.184,03 TL ve %2 olan 660,60 TL olan kısımları ekleyince işverenin kasasından toplamda 40.874,63 TL bir maliyet çıkmakta. Ama unutmayalım devlet borcuna sadık olanlara her zaman indirim yapmakta. Eğer firmanızın borcu yoksa ve primleri zamanında öderseniz %2 oranında indirimden daha faydalanıp 40.214,03 TL maliyete düşebilirsiniz. Hatta imalat sektöründe olup gerekli şartları da sağladığınız zaman bu indirim %5’i bulmakta ve maliyetiniz 39.223,13 TL’ye kadar inebilmekte.
Günün sonunda 28.075,50 TL alan asgari ücretli birisi için 40.874,63 TL’ye kadar bir maliyete çıkılabilmektedir. Yol ve yemek giderlerinizi de katarsak bu rakam daha da artmakta. Asgari ücret deyip geçmemek gerekli; günümüzde geçim için çok düşük kaldığını görsek de çoğu işveren için küçümsenmeyecek bir maliyet olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle küçük ve orta büyüklükteki işletmelerde bu durum daha da fazla göze çarpıyor.
Umarım 2026 yılı ile birlikte tüm işveren ve çalışanlar istedikleri ekonomik şartlara sahip olurlar. Hepinize kucak dolusu sevgiler. Önümüzdeki ay görüşmek dileğiyle esen kalın.
Mert Murat Mertadam
S.M.M.M. Vergi Hukuku
Uzmanı
