Buğday tarlaları vardı eskiden ve göz alabildiğine uzanan böğürtlen ağaçları… Tarlaların içinde yuvarlanır, hiç korkmadan oynar; daha sonra akan buz gibi suyun yanında bulurduk kendimizi. Çocuktuk belki. Çok büyük değildi ama hatıralarımda kocaman yer eden incir ve dut ağaçlarının altında yatardık. Piknik yapardık. Babam hamak kurardı. Hep özenirdim; bir gün ben de yaparım diye onu izlerdim.
Gece geç saatlere kadar istop, saklambaç, yakalamaca ve daha birçok oyun oynardık. Yaz günlerinde Çengelköy Çınaraltı’ndan denize girerdik. Denizi hep sevmişimdir. Deniz huzurdur, sakinliktir; insana mutluluk verir.
Taş fırını meşhurdur. İnsanlar uzun yollardan gelir, kuyruğa girerlerdi. Mis gibi ekmek kokusu sarardı her yeri. Akşamları Seval Pastanesi’ne dondurma yemeye giderdik. Çengel’e dönüşte Yenimahalle yolundan yürür, açık hava sinemasını izlerdik. Eski Türk filmleri oynardı. Sonra dondurmaya doyamayıp tekrar dondurma almaya gittiğimiz çok olmuştur. Yenimahalle yolu çok keyifliydi. Her yerde çiçek bahçeleri vardı. Şimdilerde boş tarlalar ya da siteler var. Kim bilir, ileride nasıl değişecek? Kuşlar da güzeldi; öttükleri zaman sanki şarkı söylerlerdi. Boğaz havası serttir ama rüzgârın sesi bile güzeldir.
Yenimahalle, aslında daha çok Rum ailelerin yaşadığı küçük bir yerleşim yeriydi. Savaş zamanında gelip buraya yerleşmişler, ayak uydurmak için ellerinden geleni yapmış ve burayı sevmişlerdi. Eleni adında, yaşı oldukça ilerlemiş bir hanımefendi vardı. Hastalandığımızda annem bizi ona götürürdü. Bir de ikizler vardı. İsimlerini tam hatırlamasam da yüzleri hâlâ aklımdadır. Hep takım elbise giyerlerdi. Çok nazik, çok kibar iki beyefendiydiler. Annem pazara ya da çarşıya giderken beni Kataniça kardeşlere bırakırdı. Benimle ilgilenir, yemek yedirir, oyun oynarlardı. Beni çok severlerdi; ben de onları severdim.
Çengelköy’de sahile çok yakın, cadde üzerinde bir kilise vardır. Belli saatlerde çan sesleri duyulurdu. Bir dönem çan sesleri yasaklanmıştı. Şimdilerde yine duyulduğunu biliyorum.
Biz çocukken güzel bahçeler vardı. Salatalık, domates, fasulye ve biber toplardık. Büyüklerimden biri, “Bahçeye gidiyorum.” dediğinde hemen, “Ben de geliyorum.” derdim. Nasıl mutlu çocuklardık, anlatmaya doyamıyorum.
Anneanneme gitmek ve orada kalmak benim için en değerli şeylerden biriydi. Anneannem o kadar güzel yemekler yapardı ki tadına doyum olmazdı. Hâlâ yapıyor. O benim neşe kaynağım. Ne yaşarsak yaşayalım, onun yanında her şey daha güzel olurdu.
Mahallede inek, tavuk ve kaz besleyen komşularımız vardı. Onların sayesinde doğal ve taze beslenirdik. Hatta bir dönem bizim de tavuklarımız oldu. Civciv alıp büyüttük onları. Annem onları çok severdi.
Bazen sahilde balık tutmaya giderdik. Kuleli taraflarında küçük bir incir ağacı vardı. Gölgesinde oturur, karnımızı doyururduk. Ne kadar güzeldi, ne kadar keyifliydi…
Sevgili okurlar, Çengelköy benim köyüm. Eskiye dair çok da bir şey kalmadı oralarda. Sadece hatıralar var aklımda. Yine de burada doğup büyümekten mutluyum. Artık çok kalabalık buralar. Hâlâ küçük tekneler var. Vapur sesi hep huzur vermiştir bana; her yerden duyulur. Asırlık çınarlar geçmişin izlerini anlatır. Ama deniz kokusu, bana her zaman çocukluğumu hatırlatır.
Biraz da olsa sizlere anlatmaya çalıştım. Biz güzel çocuklardık.
*(Kapak görseli temsilidir, yapay zeka araçlarıyla üretilmiştir.)
