KALEMİN HAFIZASI - 1 Yapay Zekâ Yazabilir; Peki Edebiyat Yapabilir mi?

KALEMİN HAFIZASI  - 1        Yapay Zekâ Yazabilir; Peki Edebiyat Yapabilir mi?

Her çağ, insanın yerini alacağı söylenen yeni bir buluşla tanıştı.

Matbaa bulunduğunda kitabın ruhunu öldüreceği söylendi. Fotoğraf makinesi icat edildiğinde ressamların fırçalarını bırakacağı düşünüldü. Sinema perdeye yansıdığında tiyatro sahnesinin sessizliğe gömüleceğine inanıldı. Oysa zaman, bütün bu kaygıları kendi akışı içinde yok etti.

Neden mi? Araçlar değişse de insanın kendini anlatma ihtiyacı hiç değişmedi.

Bugün aynı tartışmayı yapay zekâ üzerinden yürütüyoruz. Sorular farklı olsa da birbirini izliyor:

"Yapay zekâ roman yazabilir mi?"

"Şiir yazabilir mi?"

"Hikâye anlatabilir mi?"

En önemlisi...

Yapay zekâ gerçekten yazar olabilir mi?

Bu soruya peşin hükümle "hayır" demeyi doğru bulmuyorum.

Evet... Yapay zekâ yazabilir.

Üstelik bunu oldukça başarılı biçimde yapabilir. Kısa sürede binlerce kitabı tarayabilir, farklı yazarların anlatım biçimlerini çözümleyebilir, güçlü kurgular oluşturabilir, dil bilgisi açısından kusursuza yakın metinler üretebilir. Bir roman taslağı hazırlayabilir, bir öykü kurgulayabilir, şiir yazabilir. Yazının teknik yönü söz konusu olduğunda insanı şaşırtacak kadar başarılı sonuçlara ulaşabilir.

Bunu inkâr etmek, çağın gerçeğini görmezden gelmektir bir yerde.

Ancak beni asıl düşündüren kısmı bu değil. Zihnimi meşgul eden soru şu:

Yazmak gerçekten yalnızca kelimeleri yan yana getirmek midir?

Eğer öyleyse, evet, yapay zekâ yazardır dememiz mümkün.

Eğer edebiyat; yaşanmış bir hayatın, insan ruhunun ve duyguların dile dönüşmüş hâliyse, o zaman cevap biraz daha derinlerde aranmalıdır.

Hâlbuki edebiyat, yalnızca dilin değil; insanın hafızasının ve duyguların da sanatıdır.

Bir insan çocukluğunu, o günlere dair anılarını, travmalarını ömrü boyu zihninde taşır.

Sobanın üzerinde kızaran ekmek kokusunu, annesinin sesini, ilk kez âşık olduğu günü, mezuniyet törenini, kaybettiği insanın ardından içine çöken sessizliği, hastane koridorunda saatlerin neden ağır aktığını, bir vedanın neden bazen tek bir cümleye sığmadığını...

Bütün bunlar insanın görünmeyen yükleridir.

Yazar, çoğu zaman farkında bile olmadan işte o yüklerle birlikte kalemi tutar.

Okuru etkileyen de kelimelerin kendisi değil, kelimelerin arkasında duran yaşanmışlıktır.

Bazı cümleler yalnızca yazılmaz. Yaşanır.

Yapay zekânın ise geçmişi yoktur. Çocukluk anıları hiç olmamıştır.

Ne özlemeyi bilir ne beklemeyi, kavuşmanın verdiği sonsuz mutluluğu da bilemez.

Ne kederli geceleri uzatan sessizliği tanır ne de yıllar sonra oturduğu sokağına dönen bir insanın içine dolan tarifsiz duyguyu...

Bir babanın omzundaki görünmeyen yükün ağırlığını.

Bir ayrılığın insanın içinde bıraktığı boşluğun duygusunu.

Elbette bunların hepsini tanımlar ancak hissedip hissettiremez.

Bilgi öğrenilebilir. Duygu ise yaşanır.

İnsan bazen tek bir cümleyi yazabilmek için yıllarca yaşar.

Bazı kelimelerin anlamı sözlüklerde değil, hayatın içinde oluşur.

Edebiyat da tam burada başlar. Atölye çalışmalarımda her zaman söylediğim bir söz vardır:

“Yazma eylemi; kişinin kendi değişimini koşulsuz kabul etmesidir. İnsan yazarken yalnızca anlatmaz; öz benliğini de arar. Bazen yıllardır cevabını bulamadığı bir soruyu, yazdığı karakterin ağzından duyar. Kimi zaman affedemediğini affeder, kimi zaman kaybettiğini satır aralarında yeniden bulur. Yazmak biraz da insanın kendi içine doğru yaptığı uzun bir yolculuktur."

Bugün yapay zekâ yazarlar için güçlü bir yardımcı olabilir.

Araştırır, analiz eder, taslak oluşturur, eksikleri gösterir, yeni bakış açıları sunar, yazma sürecini hızlandırır.

Bütün bunlar küçümsenecek katkılar değil, aksine, geleceğin yazarı bu teknolojiyi kullanmayı bilmelidir.

Burada mesele yapay zekâya karşı durmak değil, onu doğru yerde kullanabilmektir. Unutmamamız gereken bir konu da: hiçbir araç, ustasının yerine geçemez.

Kalem, onu tutan el kadar güçlüdür. Asıl yazar; dili seven, edebiyatın birikimini özümseyen, kurgu kurabilen, karakterlerini ete kemiğe büründürebilen, anlatının ritmini duyabilen kişidir.

İmla kurallarını bilmek, anlatım tekniklerine hâkim olmak, edebî türleri tanımak elbette önemlidir. Fakat bütün bunların üzerinde bir yetkinlik daha vardır:

İnsanı tanımak... İnsanı tanımayan biri karakter oluşturabilir ama karakterine ruh veremez.

Oysa okur, kusursuz cümlelere değil, kendinden bir parça bulduğu satırlara bağlanır.

Yıllar sonra hatırladığı şey bir olay örgüsü değildir.

Bir bakıştır.

Bir susuştur.

Yarım kalmış bir cümledir.

Yan yana konulan üç noktadır.

Bir karakterin içini acıtan ama söyleyemediği tek kelimedir.

Edebiyatın gücü tam da burada saklıdır.

Bu yüzden ben yapay zekâdan korkmuyorum. Edebiyat hiçbir zaman yalnızca bilgiyle var olmadı.

İnsan, mağara duvarlarına ilk resmi çizerken de destanları ezbere anlatırken de ilk romanı yazarken de aynı ihtiyacın peşindeydi:

Anlaşılmak...

Belki bir gün yapay zekâ kusursuz romanlar yazacak, olay örgüsünde tek bir boşluk bırakmayacak, karakterlerini büyük bir ustalıkla kuracak.

Belki dili, bizden daha doğru kullanacak.

Yine de bir annenin kapıda bekleyişindeki umudu, çocukluğuna dönen bir insanın içini sızlatan özlemi ya da bir vedanın ardından çöken sessizliği yaşatamayacak.

Neden mi? Çünkü duygu, öğrenilen bir bilgi değildir.

Duygu, insanın hayat boyunca içinde biriktirdiği görünmez izlerin tamamıdır.

Edebiyat da o izlerin kelimelere dönüşmüş hâlidir.

Yapay zekâ cümleler kurabilir, romanlar yazabilir.

Ama insan, yazdığı her cümlenin bedelini hayatı boyu defalarca ödemiştir.

İşte bu yüzden inanıyorum ki geleceğin en güçlü yazarı, yapay zekâyı en iyi kullanan kişi değil; insanı en iyi anlayan, bilinçaltında bulunan acısına, sevincine, suskunluğuna ve umuduna en sahici biçimde dokunup hissettiren kişi olacaktır.

Edebiyatın gerçek kaynağı teknoloji değil, yazarın yaşadığı ve okuruna yansıttığı hissiyatıdır.

İnsanın anlatacak hikâyeleri olduğu sürece edebiyat yaşamaya devam edecektir.

Yapay zekâ kelimeleri öğrenebilir.

İnsan ise kelimelerin anlamını yaşayarak öğrenir.

Edebiyat da işte o yaşanmışlığın hafızasıdır.

 Ayşe Manav

Ayşe Manav

Yazar Ayşe Manav

İzmir'de dünyaya gelmiştir. Önce Vatan Gazetesi, Yeni Çağrı Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapmıştır. Azerbaycan Almaz Edebiyat Dergisi...[Devamını oku]
Başatılı bir şekilde üye oldunuz First Magic | Dijital Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi
Great! Next, complete checkout to get full access to all premium content.
Tekrar hoş geldiniz! Başarılı şekilde giriş yaptınız.
Giriş yapılamıyor. Lütfen tekrar deneyin.
Success! Your account is fully activated, you now have access to all content.
Error! Stripe checkout failed.
Success! Your billing info is updated.
Billing info update failed.