O gün sabah, çalıştığı turizm şirketine girerken yine ışıl ışıl parlıyordu. "Bu kız ne giyse yakışıyor" diye çalışanlar aralarında fısıldaştı. Son zamanlarda yüzünde mutsuz olduğu anlaşılan bir ifade vardı. Odasına geçti, masasına oturdu, şakaklarını eliyle biraz ovaladı; sonra telefonla kahvesini istedi. Önündeki dosyalara göz gezdiriyordu, kapı tıkladı. Abbas:
“Günaydın, kayfeyi getirdiydim.”
Selma, hiç yüzüne bakmadan "Bırak oraya" der gibi eliyle işaret etti. Abbas elindekini masaya bırakıp dışarı çıktı.
Selma, herkesin statüsüne göre davranırdı. Babasının durumu gayet iyi olmasına rağmen onun hayali burada işi öğrenip kendi turizm şirketini kurmak, babasına yapabileceğini göstermekti. Gün boyu isteksiz bir şekilde çalıştıktan sonra, eve gitmeden önce sigarasını alıp çatıya çıktı. Burası nadir sevdiği yerlerdendi; adeta küçük bir kafeterya misali sevimli geliyordu ona. Çok mutsuzdu, kendini yalnız hissediyor, bir türlü mutluluğu yakalayamıyordu. Şu sıralar kimseyle konuşmak da istemiyordu.
Hava kararmaya başlarken asansörü çağırdı, gelmesi için bir süre bekledi. İş çıkış saati olduğundan devamlı meşguldü. Nihayet geldi, kapı açıldı; içeride Abbas’ı gördü. Yine bakmadan başıyla selamladı, asansör hareket etti. İki dakika olmamıştı ki asansör durdu, ışıklar söndü.
“Ne oldu?”
“Cereyan kesildi herhâl.”
“Ben korkarım, uzun zaman kalamam burada.”
Abbas karanlıkta el yordamıyla orasına burasına baktı.
“Korkmayın hanımım, yarım saate bekçi gelir, çıkarır.”
Kadın biraz sakinleşti:
“Sen evli misin, çocuk var mı?”
“Evliyim hanımım; üç çocuk var, ellerinden öper.”
“Okutacak mısın çocuklarını?”
“Okutmam mı hiç! Benim gibi, anası gibi olmasınlar. Biz köyde okuyamadık, evlenince buraya göçtük.”
“Nerelisin?”
“Balıkesir tarafından küçük bir dağ köyünden geldiydik. Büyük şehir başka olur dediydim. Çocukları okuturuz, az büyüsünler benim hanım 'Çalışırım ben de,' diyor. Bakcaz artık hanımım.”
“Yukarıdaki çiçeklere sen mi bakıyorsun?”
“Ben bakıyom ya. Hanım fidanları verdiydi, ektim. Güzel dimi?”
“Çok güzel, eline sağlık; orada ruhum dinleniyor.”
Abbas gülümsedi; çiçeklerinin hanımı tarafından beğenilmesi hoşuna gitmişti.
“Mutlu musun burada yaşamaktan?”
“He, mutluyum. Eve gidiyom, çocuklar tepeme çıkıyo, yemeğe kadar yuvarlanıyoz. Hanım sofrayı hazırlamış, güler yüzle karşılıyo. Daha ne isteyim hanımım?”
“Ne güzel... Bizim neden mutlu olamadığımız belli işte.” Cümlenin sonunu fısıltıyla söylemişti.
“Bi’ şey mi dediydin?”
“Işıklar yandı, elektrik geldi dedim.”
İlk defa Abbas’a güler yüzle bakıyordu.
MÜJGÂN ERSUNA
